Aynı kıyı, aynı uç,
Farklı zamanlar.
Sen var ben yokken,
Ben var sen yokken,
Ve biz hiç olmamışken:
Olmadan önce,
Ve çok sonra bittikten,
Aynı kayalara vurdu dalgalar.
Gel demek
Aynı şey mi
Demekle:
gitme, kal...
[26 ağustos 2010, marmaris]
Kuzeye Giden Adam...
Friday, September 3, 2010
Friday, August 20, 2010
Yapacak bir şey olsaydı, bu sefer
Karanlık o uyanmadan dağılmıştı.
Erken başlanamayan gün,
Kavuşulamayanlar
Ve bitmeyen sıralanmış işler
Zihninde çökelene,
Sonra silinene dek sürebilecekti ancak.
Gece yarısı sonrası
Her şeyi dağılacak.
Durakta onunla birlikte,
Yakınından biraz uzakta
Asla aklında kalmayacak, asla bir daha hatırlanmayacak
İki yüz vardı.
Yaklaşan numarası yanlış otobüsün
Dalgalı camlarında
Yüzü bir an şeklini bulur gibi olsa da
Sıralı bombelerle
Otobüs ivmelendikçe dalgalandı.
Hangi ülkenin ismi ünlü, önemsiz şehrinde,
Hangi otobüs hattındaydı?
Tekrarladı:
Bu sefer biliyorum:
Yapacak hiçbir şeyim yok
Denedim, her yeterden daha yeter
Karşılıksız emeklerim kan-ter
Ve ancak burası geldiğim yer.
Ne yaparsam yapayım,
Bundan sonrası
Benim içimde olsa da
Benden bağımsız gider.
Renkler bir ihtimal döner…
Ancak benden başka olan,
Ama bir ben, benimle bir olup benden öteye bakan
Gelirse bir ‘diğer’.
Karanlık bölük uykusunda fısıldamıştı:
Bu sefer, neredeyse hepsini öğrenmişken hem de,
Öğrendiğin yegâne şey:
Tam yol bitmişken
Ve yeniden başlama ihtimali
İnanılmazdan dönerek gelse de:
Yok yapabileceğin hiçbir şey.
[20 ağustos 2010, Ankara]
Erken başlanamayan gün,
Kavuşulamayanlar
Ve bitmeyen sıralanmış işler
Zihninde çökelene,
Sonra silinene dek sürebilecekti ancak.
Gece yarısı sonrası
Her şeyi dağılacak.
Durakta onunla birlikte,
Yakınından biraz uzakta
Asla aklında kalmayacak, asla bir daha hatırlanmayacak
İki yüz vardı.
Yaklaşan numarası yanlış otobüsün
Dalgalı camlarında
Yüzü bir an şeklini bulur gibi olsa da
Sıralı bombelerle
Otobüs ivmelendikçe dalgalandı.
Hangi ülkenin ismi ünlü, önemsiz şehrinde,
Hangi otobüs hattındaydı?
Tekrarladı:
Bu sefer biliyorum:
Yapacak hiçbir şeyim yok
Denedim, her yeterden daha yeter
Karşılıksız emeklerim kan-ter
Ve ancak burası geldiğim yer.
Ne yaparsam yapayım,
Bundan sonrası
Benim içimde olsa da
Benden bağımsız gider.
Renkler bir ihtimal döner…
Ancak benden başka olan,
Ama bir ben, benimle bir olup benden öteye bakan
Gelirse bir ‘diğer’.
Karanlık bölük uykusunda fısıldamıştı:
Bu sefer, neredeyse hepsini öğrenmişken hem de,
Öğrendiğin yegâne şey:
Tam yol bitmişken
Ve yeniden başlama ihtimali
İnanılmazdan dönerek gelse de:
Yok yapabileceğin hiçbir şey.
[20 ağustos 2010, Ankara]
Sunday, August 15, 2010
Yine Zaman
Ummadık bir anda
Değişir zamanın boyutu.
Bazı saniyeler renk cümbüşü umutla,
Bazıları kara, nefessiz kutu.
Uzar zaman.
Bir dalga boyu,
Bir deniz...
Okyanuslar boyu uzar,
Genişler.
Bu kez aksinden bakarım gerçeğime
Aynanın karşısında.
Çünkü diğer tarafındayımdır okyanusun.
Susar,
Kabul eder usum.
Burası orası olamaz asla.
Bir kez yola çıkan dönemez,
İki yer asla birleşemez.
Ve bir diğerini bir kez gören
Kendine yetip
Sadece kendi içinde bütünleşemez.
Gelsen o yüzden
Ya da ben.
Ya da buluşsak ortada
Sarılsak
Atlantik'e batarken.
Bilmediğim eski sen,
Bilmediğin eski ben,
Ama şimdiki zamanda:
Sen.
Ben.
[16 ağustos 2010, istanbul]
Değişir zamanın boyutu.
Bazı saniyeler renk cümbüşü umutla,
Bazıları kara, nefessiz kutu.
Uzar zaman.
Bir dalga boyu,
Bir deniz...
Okyanuslar boyu uzar,
Genişler.
Bu kez aksinden bakarım gerçeğime
Aynanın karşısında.
Çünkü diğer tarafındayımdır okyanusun.
Susar,
Kabul eder usum.
Burası orası olamaz asla.
Bir kez yola çıkan dönemez,
İki yer asla birleşemez.
Ve bir diğerini bir kez gören
Kendine yetip
Sadece kendi içinde bütünleşemez.
Gelsen o yüzden
Ya da ben.
Ya da buluşsak ortada
Sarılsak
Atlantik'e batarken.
Bilmediğim eski sen,
Bilmediğin eski ben,
Ama şimdiki zamanda:
Sen.
Ben.
[16 ağustos 2010, istanbul]
Bu Sefer Sessiz
Bu yol değilse de
Bir benzerinden geçmiştim.
Sandım.
Belki.
Önemi yok.
En basitinden
Yazmaya başladım yeninden...
Deyip indirgeyebilsem.
Duymaya başladım.
Her zaman çalan müzik
Bir katman daha kazandı beklenilmeden.
Sanki...
Desem?
Ya da
Sadece hatırladım.
Çünkü
Yeninden sevmeye başladım.
Bir asır sonra.
Ya yine küllenirse,
Ya yine sallanırsa boşluğa?
Varolur muyum
Bundan bir asır daha sonra?
Varolsam da
Rastlar mıyım
Sevilesi,
Diğer yarım,
Kolum, yüreğim, kanım,
Güneş yanığında sağanağım
O ruha?
Bir benzeriden geçmiştim bu yolun...
Ve hatta daha fazla ummuştum,
Daha çok beklemiştim.
Yine giderse diye mi korkum?
Bu sefer yüreğimin akıntısına set kurdum...
Yakacağım bu dünyayı.
Son damlaya kadar kanayacağım.
Ama bırakmayacağım.
Belki bu kez
Ve daha sonra da
Daha da sessiz kalacağım.
Ama sonunda size sarılacağım.
Oğlum.
Kızım.
[15 ağustos 2010, istanbul]
Bir benzerinden geçmiştim.
Sandım.
Belki.
Önemi yok.
En basitinden
Yazmaya başladım yeninden...
Deyip indirgeyebilsem.
Duymaya başladım.
Her zaman çalan müzik
Bir katman daha kazandı beklenilmeden.
Sanki...
Desem?
Ya da
Sadece hatırladım.
Çünkü
Yeninden sevmeye başladım.
Bir asır sonra.
Ya yine küllenirse,
Ya yine sallanırsa boşluğa?
Varolur muyum
Bundan bir asır daha sonra?
Varolsam da
Rastlar mıyım
Sevilesi,
Diğer yarım,
Kolum, yüreğim, kanım,
Güneş yanığında sağanağım
O ruha?
Bir benzeriden geçmiştim bu yolun...
Ve hatta daha fazla ummuştum,
Daha çok beklemiştim.
Yine giderse diye mi korkum?
Bu sefer yüreğimin akıntısına set kurdum...
Yakacağım bu dünyayı.
Son damlaya kadar kanayacağım.
Ama bırakmayacağım.
Belki bu kez
Ve daha sonra da
Daha da sessiz kalacağım.
Ama sonunda size sarılacağım.
Oğlum.
Kızım.
[15 ağustos 2010, istanbul]
Friday, August 13, 2010
Karalıkta yol gösteren olduğunu bilmeden...
Affet beni.
Karanlığın içinden,
Vazgeçmişken,
Bir ses duydum.
Karanlığın içinden
Kendimi ve tutunacak herşeyi bırakmışken,
Bir yüz gördüm.
Bir yüz:
Nice beklediğimden,
Usumdan sildiğimden.
Gördüğüm sadece sendin aslında.
Ama bir de
Yüzünün arkasında dolaşan
Sakin,
Nadir,
Kalbimize dair,
Çoktan unutulan...
Vazgeçilen
Belki acıdan kaçmak için inkar edilen.
Ancak her nereye gidersen,
Ve yine neden vezgeçersen,
Bir tek vazgeçme kendinden.
Çünkü
Ancak senin gibinin varlığında mümkün
Hayalini kurup vazgeçtiklerim.
Ancak senin gibi ayakta duranın yüzünde yaşar
Kaybedip geri istediklerim.
Ancak sende,
Seninle sanrılarım, sancılarım.
Bilemeden...
Ama yürekten umarak
Ben bunları yazdım.
[ağustos 2010 - istanbul]
Karanlığın içinden,
Vazgeçmişken,
Bir ses duydum.
Karanlığın içinden
Kendimi ve tutunacak herşeyi bırakmışken,
Bir yüz gördüm.
Bir yüz:
Nice beklediğimden,
Usumdan sildiğimden.
Gördüğüm sadece sendin aslında.
Ama bir de
Yüzünün arkasında dolaşan
Sakin,
Nadir,
Kalbimize dair,
Çoktan unutulan...
Vazgeçilen
Belki acıdan kaçmak için inkar edilen.
Ancak her nereye gidersen,
Ve yine neden vezgeçersen,
Bir tek vazgeçme kendinden.
Çünkü
Ancak senin gibinin varlığında mümkün
Hayalini kurup vazgeçtiklerim.
Ancak senin gibi ayakta duranın yüzünde yaşar
Kaybedip geri istediklerim.
Ancak sende,
Seninle sanrılarım, sancılarım.
Bilemeden...
Ama yürekten umarak
Ben bunları yazdım.
[ağustos 2010 - istanbul]
Wednesday, January 27, 2010
2956
İki bin Dokuz yüz Elli Altı gün önce buradaydım.
Soğuktu yine.
Gövdem fena değildi,
Kollarım idare eder…
Ama dizlerim buzdu.
Isıtamamıştım yine.
Dünyayı dolaşmak yetmezmiş,
Boyunu aşmak,
Üç nesillik işi bir nesilde yapmak,
En iyi olmak…
İyinin iyisi olmak için geceler boyu kanamak yetmezmiş.
Hepsini en önce başarmak…
Hayallerimin çok ötesinde,
Ve hayattan beklediklerimin çok gerisinde…
[ey zavallı ben değil, zavallı hayat!]
Otuza daha yeni varan bir ömürde birden çok hayat yaşadım.
Kaybetmesem de
Kazanan da olamadım.
Bugün,
Belki yarın giderim,
Silinsin olmayan adım.
[ocak 2010 ankara]
Soğuktu yine.
Gövdem fena değildi,
Kollarım idare eder…
Ama dizlerim buzdu.
Isıtamamıştım yine.
Dünyayı dolaşmak yetmezmiş,
Boyunu aşmak,
Üç nesillik işi bir nesilde yapmak,
En iyi olmak…
İyinin iyisi olmak için geceler boyu kanamak yetmezmiş.
Hepsini en önce başarmak…
Hayallerimin çok ötesinde,
Ve hayattan beklediklerimin çok gerisinde…
[ey zavallı ben değil, zavallı hayat!]
Otuza daha yeni varan bir ömürde birden çok hayat yaşadım.
Kaybetmesem de
Kazanan da olamadım.
Bugün,
Belki yarın giderim,
Silinsin olmayan adım.
[ocak 2010 ankara]
Monday, December 21, 2009
sır[r]
sırrı döküldü aynanın
ve o zaman gördüm kendimi.
bulanık bir şeffaflığın ardında,
aksimden çok uzakta.
[21 aralık 2009, İstanbul, en kısa gün.]
ve o zaman gördüm kendimi.
bulanık bir şeffaflığın ardında,
aksimden çok uzakta.
[21 aralık 2009, İstanbul, en kısa gün.]
Tuesday, December 1, 2009
yaklaştıkça, sanki
yaklaştıkça özlüyorum sanki.
her dönüşümde eve
bişeyler arıyorum
unuttuğum, hatırladığım hangi an ki?
bulamayacağımı bilen ben,
bulamadan ayrılıyorum yeniden.
o zamanların yalnızlığında
karanlıkta göremediğim
soğuğumda ısıtamadığım geleceğim
birdenbire geliverdi
ve geçmişim oldu kaybolan
bir türlü ısınamadan.
gelemeyen bir hayatı kaybettim ben o evde.
gelemeyen bir geleceği bırakıp
öyle gittim geleceğe.
her dönüşümde bir dar yatak,
bir eski yorgan,
unutulmuş bir battaniye...
gençliğime sarılmak istedim,
bittim.
ertesi gün
veda etmedim.
yüzüm dökük kaçtım gittim.
acımı eşmek,
aslında asıl mutluluğun
sadece ummak olduğunu
kabul etmek istemedim.
uzak bir yerde
hayallerimin ötesindeki herşeye kavuştum
ve
kaybettim.
keşke bir kez daha soluyabilsem seni...
evim.
[aralık 2009 - istanbul]
her dönüşümde eve
bişeyler arıyorum
unuttuğum, hatırladığım hangi an ki?
bulamayacağımı bilen ben,
bulamadan ayrılıyorum yeniden.
o zamanların yalnızlığında
karanlıkta göremediğim
soğuğumda ısıtamadığım geleceğim
birdenbire geliverdi
ve geçmişim oldu kaybolan
bir türlü ısınamadan.
gelemeyen bir hayatı kaybettim ben o evde.
gelemeyen bir geleceği bırakıp
öyle gittim geleceğe.
her dönüşümde bir dar yatak,
bir eski yorgan,
unutulmuş bir battaniye...
gençliğime sarılmak istedim,
bittim.
ertesi gün
veda etmedim.
yüzüm dökük kaçtım gittim.
acımı eşmek,
aslında asıl mutluluğun
sadece ummak olduğunu
kabul etmek istemedim.
uzak bir yerde
hayallerimin ötesindeki herşeye kavuştum
ve
kaybettim.
keşke bir kez daha soluyabilsem seni...
evim.
[aralık 2009 - istanbul]
Sunday, November 22, 2009
bilge
hiç ses yoktu.
gri rahmin dışında,
ışığını tam anlayamasam da
o,
birisi,
benliğimin ötesinde bir bilgelikle
fısıldasaydı oysa:
'evlat,
göz çukurun boş,
ellerin parmaksız,
boyun bir metrenin altında olsa da...
hayat
biraz da
yaşamaktır aslında.'
[19 Kasım 2009 - istanbul]
gri rahmin dışında,
ışığını tam anlayamasam da
o,
birisi,
benliğimin ötesinde bir bilgelikle
fısıldasaydı oysa:
'evlat,
göz çukurun boş,
ellerin parmaksız,
boyun bir metrenin altında olsa da...
hayat
biraz da
yaşamaktır aslında.'
[19 Kasım 2009 - istanbul]
Sunday, November 8, 2009
en azından yalnızlık
en azından
büyük yaralarımız olmadı.
en azından 'en azından' diyebildik,
aslında ne yaralar kaldı...
yoksa kükreyerek karşı gelmek
zavallılıkla avunmak mıydı?
yalnızlık
sonradan kalınan değil;
kiminin eli, kolu ve umutsuz parlak gözleriyle birlikte doğan,
bedeni içinden çeper çeper saran,
adını hergün,
gün doğmadan,
soğuk sabah mavisinde
kuru bir boğazla
tekrarlatan...
yalnızlık kaçılamayacak,
yalnızlık sesi kısılamayacak,
yalnızlık hayatımı bir hiçe ulaştıracak.
yaşarken üstüste koyduğum her taşı
yalnızlık hırsla yıkacak.
ve tüm savaşları kazanmışken
beni boyunduruğa vuracak.
herşey gidecek
ama yalnızlık beni hiç bırakmayacak.
en azından yalnızlık.
avunmaksa:
en azından yalnızdık.
[8 Kasım 2009 - istanbul]
büyük yaralarımız olmadı.
en azından 'en azından' diyebildik,
aslında ne yaralar kaldı...
yoksa kükreyerek karşı gelmek
zavallılıkla avunmak mıydı?
yalnızlık
sonradan kalınan değil;
kiminin eli, kolu ve umutsuz parlak gözleriyle birlikte doğan,
bedeni içinden çeper çeper saran,
adını hergün,
gün doğmadan,
soğuk sabah mavisinde
kuru bir boğazla
tekrarlatan...
yalnızlık kaçılamayacak,
yalnızlık sesi kısılamayacak,
yalnızlık hayatımı bir hiçe ulaştıracak.
yaşarken üstüste koyduğum her taşı
yalnızlık hırsla yıkacak.
ve tüm savaşları kazanmışken
beni boyunduruğa vuracak.
herşey gidecek
ama yalnızlık beni hiç bırakmayacak.
en azından yalnızlık.
avunmaksa:
en azından yalnızdık.
[8 Kasım 2009 - istanbul]
mükemmel çöküş
bedenimizden parça parça et bıraktığımız onur savaşları
çok gerilerde kaldı artık.
artık
ne yanan bir metropol,
ne küçük bir köy kırı kadar özel hikayemiz.
en güzelin
gül yüzünden aşikardı:
en baştan yoktu 'biz'.
karanlığının ötesinde özelliği olmayan bir gecede
insanoğlundan utanan bir insanoğlu olarak sindik.
ne başkaldırılar,
ne bayraklar,
ne savaşlar,
susmayı kabul ettik.
böylesine silikti
yeryüzünde bıraktığımız iz.
ne anladık,
ne sevdik,
ne bekledik.
bir hayat kazandık:
baştan sona niteliksiz.
yetsin artık
yeniden döneyim kalbimin evine,
'biz' kalsın bensiz.
[23 Ekim 2009 - istanbul]
çok gerilerde kaldı artık.
artık
ne yanan bir metropol,
ne küçük bir köy kırı kadar özel hikayemiz.
en güzelin
gül yüzünden aşikardı:
en baştan yoktu 'biz'.
karanlığının ötesinde özelliği olmayan bir gecede
insanoğlundan utanan bir insanoğlu olarak sindik.
ne başkaldırılar,
ne bayraklar,
ne savaşlar,
susmayı kabul ettik.
böylesine silikti
yeryüzünde bıraktığımız iz.
ne anladık,
ne sevdik,
ne bekledik.
bir hayat kazandık:
baştan sona niteliksiz.
yetsin artık
yeniden döneyim kalbimin evine,
'biz' kalsın bensiz.
[23 Ekim 2009 - istanbul]
Tuesday, August 25, 2009
başlıksız
çivi çiviyi söker,
yangına körükle gideriz,
ve yaşam biter.
gün ve gün uyandım insanlığın güneşli günlerine,
yaşamayasım geldi derinden.
yalnız bırakıldım,
anlamadım.
bomboştur herkese
ben desem de derinden...
[27 Temmuz 2009]
Wednesday, August 12, 2009
öyküye veda
Kaç yer var özlediğim?
Donuklaşan gözlerim susar, sormaz artık:
Neden hiçbirine ait değilim?
Ardımda bırakarak çakıl çakıl üstüne kurduğum dağları,
Bir büyük gidişin eşiğindeyim...
Gündüzleri günlerden silen,
Derimizin altına zehirle işleyen:
Ey bilinmeyen!
İşte ben geldim...
Ne geri çekildim,
Ne ürkek kenarından geçtim,
Kapıyı sonuna kadar araladım
Ve yüzümü yüzüne verdim.
Artık vazgeçtim...
Bir adımla geçtim dönemediğim eşikten,
Boğuk buhranlı sisinin karasında
Gözlerimi karanlığına kaybettim.
Ve burda biter öykümüz.
Bir destanın kayıp son sayfasıdır yazılamayan.
Dizlerinin üzerine yıkılır en sonunda dev,
Ayakları kangren.
Donuklaşan gözleri susar, sormaz,
Hem isyan hem kabulleniştir usundaki derinden.
Bir nefesle geçirir içinden:
Dört elle sarıldığımız hayatın
Boyu hep kısa kaldı bizden...
Mühürler dilini söylemez yine de
Karanlığa bir adım daha yaklaşırken.
Ve burda başlar öykümüz
Ne gidilecek yönün
Ne görülecek yolun
Ne umulacak bir sonun olmadığı
Ama yine de en çok özlenen
Aidiyetimizle berrak
Aidiyetimizle duru
Aidiyetimizle ak...
Karanlığın içinden.
[ 12 Ağustos 2009 - New York]
Donuklaşan gözlerim susar, sormaz artık:
Neden hiçbirine ait değilim?
Ardımda bırakarak çakıl çakıl üstüne kurduğum dağları,
Bir büyük gidişin eşiğindeyim...
Gündüzleri günlerden silen,
Derimizin altına zehirle işleyen:
Ey bilinmeyen!
İşte ben geldim...
Ne geri çekildim,
Ne ürkek kenarından geçtim,
Kapıyı sonuna kadar araladım
Ve yüzümü yüzüne verdim.
Artık vazgeçtim...
Bir adımla geçtim dönemediğim eşikten,
Boğuk buhranlı sisinin karasında
Gözlerimi karanlığına kaybettim.
Ve burda biter öykümüz.
Bir destanın kayıp son sayfasıdır yazılamayan.
Dizlerinin üzerine yıkılır en sonunda dev,
Ayakları kangren.
Donuklaşan gözleri susar, sormaz,
Hem isyan hem kabulleniştir usundaki derinden.
Bir nefesle geçirir içinden:
Dört elle sarıldığımız hayatın
Boyu hep kısa kaldı bizden...
Mühürler dilini söylemez yine de
Karanlığa bir adım daha yaklaşırken.
Ve burda başlar öykümüz
Ne gidilecek yönün
Ne görülecek yolun
Ne umulacak bir sonun olmadığı
Ama yine de en çok özlenen
Aidiyetimizle berrak
Aidiyetimizle duru
Aidiyetimizle ak...
Karanlığın içinden.
[ 12 Ağustos 2009 - New York]
Sunday, March 8, 2009
gelmeyen olmayan ve bulunamayan için yazılmış bilmem ki kaçıncı şiirdir...
Gece,
Yine düştüm eşiğinden içeri.
Işığı gömmenin güveniyle
Ruhuma bir düğüm atıp
Çaresiz bırakacaksın beni.
Olmayanın hayali:
Buğday saçların buğday telleri...
Solar gider,
Yarım uyku soğuk terli.
İlk gençlikte seslenirdim:
"Gel kurtar beni..."
Gel kurtar beni
Rengi tanımsız o elmanın
İki yarısından daha çok olalım.
Ayaklarımız olmasın
Sivri çakıllarda kanayacak.
Sade iki göz olup
Bir tebessümle
Akalım.
İkiden ziyade
Yek ve pare olalım.
Elim avcunda,
Elin avcumda,
Katman katman bizi saralım.
Kuzey kapısından çıkalım.
Buzullar ışığı kırsın yediye,
Her tonunda boyanalım.
Soluklardan ziyade
Temiz bir tek nefes olalım.
Sonra duralım.
Durulalım.
Gecenin eşiğinde bu kez
Bunca asrın gönüllü yalınlığında
Kaybettiklerimizi yerine koyalım...
[mart 2009]
Yine düştüm eşiğinden içeri.
Işığı gömmenin güveniyle
Ruhuma bir düğüm atıp
Çaresiz bırakacaksın beni.
Olmayanın hayali:
Buğday saçların buğday telleri...
Solar gider,
Yarım uyku soğuk terli.
İlk gençlikte seslenirdim:
"Gel kurtar beni..."
Gel kurtar beni
Rengi tanımsız o elmanın
İki yarısından daha çok olalım.
Ayaklarımız olmasın
Sivri çakıllarda kanayacak.
Sade iki göz olup
Bir tebessümle
Akalım.
İkiden ziyade
Yek ve pare olalım.
Elim avcunda,
Elin avcumda,
Katman katman bizi saralım.
Kuzey kapısından çıkalım.
Buzullar ışığı kırsın yediye,
Her tonunda boyanalım.
Soluklardan ziyade
Temiz bir tek nefes olalım.
Sonra duralım.
Durulalım.
Gecenin eşiğinde bu kez
Bunca asrın gönüllü yalınlığında
Kaybettiklerimizi yerine koyalım...
[mart 2009]
geçmişe
Geçmiş,
Bunca dönülemeyeceğini bilsem
Hiç yürümezdim.
Zaman,
Renkleri bu denli solduracağını bilsem
İçinden geçmezdim...
[mart 2009]
Bunca dönülemeyeceğini bilsem
Hiç yürümezdim.
Zaman,
Renkleri bu denli solduracağını bilsem
İçinden geçmezdim...
[mart 2009]
Wednesday, February 25, 2009
dönmektir
Hakikati gördüm
Ve kör oldu gözlerim.
Bir bilinmeyendi
Hiç anlatamadığım;
Keza hep
İçinden geçtiğim.
Üç kıta
Beş ülke,
Ve yedi şehir
Dizlerim dibinde.
Bir sancı ki
Akan kan candır derler;
...pıhtılanır yüreğimde.
Usul
Derin,
Sessiz,
Sahipsiz,
'Kimsesiz' kelimesinin kifayetsizliğinde
İnan
İşte öyle bir sessizlikte,
Hiç umulmadık anda karanlık çökünce
Mecbur
_______Geceyi kendim ettim,
_______Gündüzü kendim ettim.
Hayat bir yamaçta
Seçimsiz
Avuçlarıma bıraktı beni.
Hep ve yalnız
Kendime yettim.
Kalabalıklar cam kutulara dolar ya
Ben ve kendim
Dört beton duvar ardından
Okyanusları görebildim sonunda.
Rüzgarın sesiyle
Mavi yeşili izledim.
Bir yavru martı sahipsiz dalgalara dokundu
Küçük turuncu ayaklarıyla
Okyanus tuz oldu,
Okyanus
Bir damla su oldu,
Gözlerimden sildim.
Felaketler içinden geçen gözler,
Felaketi en gerçeğiyle tadan acı dil
Susar da konuşmaz ya
Acılar katlandıkça
Salim sessizliği seçtim.
_______Gerçek
_______Gördüm artık seni
_______Kimselere söyleyemem.
Eşik
Aştım seni.
Dönemem.
[şubat 2009, new york]
Wednesday, October 22, 2008
son dört satır
Tüm söyleyeceklerini söylemişti Ziya.
Hayatı algıladığı kadar acı çeker insan
Algıladıklarımın hiçbirini
Algıladığım derinlikte anlatamadım.
Ziya çok önce yazmıştı bu satırları.
O zamanlar tren hızla süzülürken
Sonabaharın üç rengi arasından,
İçindeki derin sızları demler bir yandan
Ama bir yandan da umut ederdi.
Nemli gözleri
Yakalardı kirli camdan:
Beklenmedik dördüncü rengi.
Birisi gelecek
Ya da bir gün
Kanatlanıp bütün renkler
Gökten usul süzülecek.
Umardı:
Ziyanın karası
Ziyanın üstüne sinmiş
Derisine yapışmış siyahı
Bir damla leylak rengiyle
Belki biraz açık eflatunla değişecek.
Traş olurken kestiği yüze aldırmazken
Ve tren yolculuklarına bir kaç üç yıl
Usunda ise kısa bir yüz yıl uzakken
Kesik derin olsa da
Kanı koyu,
Pıhtıya çalmış mattı.
Ziya mırıldandı...
Ama mırıldandığı son dört satırı
Bu kez yazmadı.
[ekim 2008]
Hayatı algıladığı kadar acı çeker insan
Algıladıklarımın hiçbirini
Algıladığım derinlikte anlatamadım.
Ziya çok önce yazmıştı bu satırları.
O zamanlar tren hızla süzülürken
Sonabaharın üç rengi arasından,
İçindeki derin sızları demler bir yandan
Ama bir yandan da umut ederdi.
Nemli gözleri
Yakalardı kirli camdan:
Beklenmedik dördüncü rengi.
Birisi gelecek
Ya da bir gün
Kanatlanıp bütün renkler
Gökten usul süzülecek.
Umardı:
Ziyanın karası
Ziyanın üstüne sinmiş
Derisine yapışmış siyahı
Bir damla leylak rengiyle
Belki biraz açık eflatunla değişecek.
Traş olurken kestiği yüze aldırmazken
Ve tren yolculuklarına bir kaç üç yıl
Usunda ise kısa bir yüz yıl uzakken
Kesik derin olsa da
Kanı koyu,
Pıhtıya çalmış mattı.
Ziya mırıldandı...
Ama mırıldandığı son dört satırı
Bu kez yazmadı.
[ekim 2008]
Tuesday, September 9, 2008
yunus: hepizin unuttuğu tüm umutlar adına...
Güneşin ancak iyice eğildiğinde girebildiği
Penceresi avuç içi,
Duvarı moloz taştan yosun tutmuş,
Sessiz, ılık bir kuytu için
Terketti Yunus insanlığı.
“Artık” değil,
“Hep” bilirdi
Dışarıda duyulacak
Pek bişeyin olmadığını...
Kendi içine bakardı Yunus.
Suyun altındaki bulanık noktadan
Suyun yüzeyinin ötesindekini görmeye çalışırdı.
Işık hüzmesi
Sakin suların usulca ilerleyen kıvrımlarında
Yedi rengin
Yedi tonuna kırılırdı...
Yunus yalnızdı.
Sıkı sıkı sarardı
Hem kendine bahşedilmiş,
Hem kendisince kabullenilmiş
Duru, ak yalnızlığı.
Bilirdi
“Gerçek sevgi” denilen
İnsanlar yaşayıp tatsın diye değil,
Bilhasssa;
Sadece şanslı şanssız birkaçı
Usunda büyütüp
Ruhuyla bağlansın diye yaratılmış,
Tenlerine asitle yakılarak kazınmış
Derin, kanlı kesikti.
...
Ve akşam oldu...
Yunus döndü,
Devindi,
Demlendi,
İnledi...
Karanlık yine ağır,
Yine bilek büken,
Yine omuz inciten cinsinden geldi.
Sakin bir nefes aldı Yunus;
Boşuna olduğunu bilse de:
Direndi:
‘Ey zamanını doldurdugum,
Vadesini uzattığım,
Yeşili kahverengiye bulanmış,
Göğünün mavisi soluk yeşile çalmış hayatım...
Ben dişim ve tırnağımla,
Açık seçik seni kazandım.
Sense yüzümü kanatıp
Beni yıldırmaya çalıştın.
Kara bir burnun açığından
Bakıyorum şimdi sana.
Ve biliyorum,
Bir zıpkın saplanacak
Çok yakında bağrıma.
Güneşin eğilerek doğduğu,
Yosun kokan taştan kuytu
Hala aklımda ama.
Usumda.
Belleğimin ardına düşen
O karanlık duvarın
Yığma taşla örülmüş
Gövdesinin altında.’
...
Çok geçmeden
Gün doğdu bir daha.
Ne yeni bir umut
Ne bir zıpkın Yunus’un kalbinde,
Bağrında...
Usul bir nefesle
Daldı Yunus suya.
Ve baktı
Suyun yüzünün ardına.
Yıllarca orada olan,
Yıllarca orada olmuş,
Ve yıllarca değişmeyecek
Küçük mutlak gerçeği
Yedi renge ayrılmış
Ve biraz daha bulanmış da olsa
Gördü orada:
Unutulmuş tüm umutlar adına...
[ eylül 2008 ]
Penceresi avuç içi,
Duvarı moloz taştan yosun tutmuş,
Sessiz, ılık bir kuytu için
Terketti Yunus insanlığı.
“Artık” değil,
“Hep” bilirdi
Dışarıda duyulacak
Pek bişeyin olmadığını...
Kendi içine bakardı Yunus.
Suyun altındaki bulanık noktadan
Suyun yüzeyinin ötesindekini görmeye çalışırdı.
Işık hüzmesi
Sakin suların usulca ilerleyen kıvrımlarında
Yedi rengin
Yedi tonuna kırılırdı...
Yunus yalnızdı.
Sıkı sıkı sarardı
Hem kendine bahşedilmiş,
Hem kendisince kabullenilmiş
Duru, ak yalnızlığı.
Bilirdi
“Gerçek sevgi” denilen
İnsanlar yaşayıp tatsın diye değil,
Bilhasssa;
Sadece şanslı şanssız birkaçı
Usunda büyütüp
Ruhuyla bağlansın diye yaratılmış,
Tenlerine asitle yakılarak kazınmış
Derin, kanlı kesikti.
...
Ve akşam oldu...
Yunus döndü,
Devindi,
Demlendi,
İnledi...
Karanlık yine ağır,
Yine bilek büken,
Yine omuz inciten cinsinden geldi.
Sakin bir nefes aldı Yunus;
Boşuna olduğunu bilse de:
Direndi:
‘Ey zamanını doldurdugum,
Vadesini uzattığım,
Yeşili kahverengiye bulanmış,
Göğünün mavisi soluk yeşile çalmış hayatım...
Ben dişim ve tırnağımla,
Açık seçik seni kazandım.
Sense yüzümü kanatıp
Beni yıldırmaya çalıştın.
Kara bir burnun açığından
Bakıyorum şimdi sana.
Ve biliyorum,
Bir zıpkın saplanacak
Çok yakında bağrıma.
Güneşin eğilerek doğduğu,
Yosun kokan taştan kuytu
Hala aklımda ama.
Usumda.
Belleğimin ardına düşen
O karanlık duvarın
Yığma taşla örülmüş
Gövdesinin altında.’
...
Çok geçmeden
Gün doğdu bir daha.
Ne yeni bir umut
Ne bir zıpkın Yunus’un kalbinde,
Bağrında...
Usul bir nefesle
Daldı Yunus suya.
Ve baktı
Suyun yüzünün ardına.
Yıllarca orada olan,
Yıllarca orada olmuş,
Ve yıllarca değişmeyecek
Küçük mutlak gerçeği
Yedi renge ayrılmış
Ve biraz daha bulanmış da olsa
Gördü orada:
Unutulmuş tüm umutlar adına...
[ eylül 2008 ]
Tuesday, September 2, 2008
herşeyin sonu
Sınırlar hayallerin ötesine dayanacak
Ve herkes
Her bir gün hem de
Mutlu bir başlangıca uyanacak...
Yağmur başakların üzerine usul usul
Yarını yeşerterek yağacak
Doğurduğumuz her oğul
Göğü delen
Bir yeni camdan kule olacak.
...
Bu umutlarla terketti bir nesil
Doğup kök saldığı evini.
Tok
Ama ruhu sefil,
Unuttu niyetini.
Gökleri delen binaların yükseldiği
Ey cesur akıllı yeni dünya...
Kokuşmuş sonu geldi
İlk adımı atamadan daha
Ve gökdelenler devrildi
Ve yerine konulamadan yenileri
Paslandı demir filizleri…
Dayanılmaz rüzgarlarda inledi
Köprülerin çelik telleri
Ve kıymık kıymık söküldü raylar topraktan
Kör dilsiz bıraktı trenleri.
Farelerin şehri oldu dünyanın zirvesi.
Ne sevilebilen
Ne bıraklipıp gidilebilen bu yerde:
Eprimiş yüzü yamadan,
Elleri hep bir baskasının maşasından,
Gözleri ölü bir ağacın iki ölü kör budağından
Bir mahlukat yığını
Soyundu geleceksiz yarınına.
Bu sonsuz lanetin içinden yürürken ben
Çatladı kıtalar
Çekildi sular
Okyanuslar buharlaştı
Ve eridi buzullar.
Oysa bir zamanlar
Bir ev vardı uslara kazınacak
Bir ev
Tüplü ocağında çay kaynayacak...
Bir masa vardı o evde
Mum ışığında
Kitap okunacak...
Ve fareler lider olmadan çok çok önce
Yakıldı kitaplar,
Tepetaklak oldu paragraflar.
Eşik kırıldı
Ve rüzgar son nefesi oldu
Can çekişen mum alevinin.
Terketme zamanıydı
Beklemediği hiçbirimizin.
Ve her terkedişi terketmeye çalışırken biz
Ayakkabılarımız yüzüldü
Ve delindi tabanlarımız.
Elbiselerimiz parçalandı lime lime
Ve sertleşti yüzeyden tırnaklarımız...
Parmak uçlarımızdı çatlayan kabuk kabuk
Ağarandı tel tel saçımız.
Hepsini
Sonsuz,
Uçsuz bucaksız bir beyazlık temizleyecek zannederken
Kar yağdı...
Ve eridi...
Ve...
Ve çamur kaldı geriye,
Ocaktaki çaydanlık unutuldu
Ve eridi sapı.
Ekmek bitti, su bitti, aş bitti.
Bir kağıt bir kalem getirecek derken umudu
Anlık bir feryatla
Karardı masa lambasinin ampulu
Ve akşamı karşılayan
Karanlıkta nefes almayı mümkün kılan ışık
Son bir nefesle kayboldu.
Ve sonunda
Kuşlar sustu.
Ve dalgalar yalnız
Geçmişin çöplüklerini getirir oldu kıyıya
Çekmecemizde sakladığımız
Kalbimize sardığımız
Her kutunun içi boş
Her tünel bundan böyle
Sadece karanlığı getirir...
Zamanı gelen hiçbirşeyin
Gelmeyişi gibi zamanında
Kalem düştü
Ve bitti bu şiir...
[şubat - eylül 2008]
Ve herkes
Her bir gün hem de
Mutlu bir başlangıca uyanacak...
Yağmur başakların üzerine usul usul
Yarını yeşerterek yağacak
Doğurduğumuz her oğul
Göğü delen
Bir yeni camdan kule olacak.
...
Bu umutlarla terketti bir nesil
Doğup kök saldığı evini.
Tok
Ama ruhu sefil,
Unuttu niyetini.
Gökleri delen binaların yükseldiği
Ey cesur akıllı yeni dünya...
Kokuşmuş sonu geldi
İlk adımı atamadan daha
Ve gökdelenler devrildi
Ve yerine konulamadan yenileri
Paslandı demir filizleri…
Dayanılmaz rüzgarlarda inledi
Köprülerin çelik telleri
Ve kıymık kıymık söküldü raylar topraktan
Kör dilsiz bıraktı trenleri.
Farelerin şehri oldu dünyanın zirvesi.
Ne sevilebilen
Ne bıraklipıp gidilebilen bu yerde:
Eprimiş yüzü yamadan,
Elleri hep bir baskasının maşasından,
Gözleri ölü bir ağacın iki ölü kör budağından
Bir mahlukat yığını
Soyundu geleceksiz yarınına.
Bu sonsuz lanetin içinden yürürken ben
Çatladı kıtalar
Çekildi sular
Okyanuslar buharlaştı
Ve eridi buzullar.
Oysa bir zamanlar
Bir ev vardı uslara kazınacak
Bir ev
Tüplü ocağında çay kaynayacak...
Bir masa vardı o evde
Mum ışığında
Kitap okunacak...
Ve fareler lider olmadan çok çok önce
Yakıldı kitaplar,
Tepetaklak oldu paragraflar.
Eşik kırıldı
Ve rüzgar son nefesi oldu
Can çekişen mum alevinin.
Terketme zamanıydı
Beklemediği hiçbirimizin.
Ve her terkedişi terketmeye çalışırken biz
Ayakkabılarımız yüzüldü
Ve delindi tabanlarımız.
Elbiselerimiz parçalandı lime lime
Ve sertleşti yüzeyden tırnaklarımız...
Parmak uçlarımızdı çatlayan kabuk kabuk
Ağarandı tel tel saçımız.
Hepsini
Sonsuz,
Uçsuz bucaksız bir beyazlık temizleyecek zannederken
Kar yağdı...
Ve eridi...
Ve...
Ve çamur kaldı geriye,
Ocaktaki çaydanlık unutuldu
Ve eridi sapı.
Ekmek bitti, su bitti, aş bitti.
Bir kağıt bir kalem getirecek derken umudu
Anlık bir feryatla
Karardı masa lambasinin ampulu
Ve akşamı karşılayan
Karanlıkta nefes almayı mümkün kılan ışık
Son bir nefesle kayboldu.
Ve sonunda
Kuşlar sustu.
Ve dalgalar yalnız
Geçmişin çöplüklerini getirir oldu kıyıya
Çekmecemizde sakladığımız
Kalbimize sardığımız
Her kutunun içi boş
Her tünel bundan böyle
Sadece karanlığı getirir...
Zamanı gelen hiçbirşeyin
Gelmeyişi gibi zamanında
Kalem düştü
Ve bitti bu şiir...
[şubat - eylül 2008]
Thursday, July 10, 2008
dönülmez
Yedi yıl sonra
Karanlık aydınlıktan saatlerce uzakken
Dönülemeyen yedi yıl öncesine dalan gözler
Ne zaman çıktık yola
Ne kadarımız yürüdü beraber?
Hiçbirimiz kalmadı
Hiçimiz kalmadan önce.
Özlemek yok
Beklemek yok
Evimiz gibisi yok
Ama artık evimiz yok.
Bekle beni demek
Varolabilecek yeganeye inancı yitirdikten sonra
Engellenemeyen suların karşısına geçip
Umutsuzca akıntıya karşı yüzmek...
Hepsi bitti
Ama çaresiz:
“Bekle beni
Çünkü
Mum tekrar yanamayacak kadar erimiş olsa dahi
Yine de deneyecek
Ve deri döneceğim...”
Karanlık aydınlıktan saatlerce uzakken
Dönülemeyen yedi yıl öncesine dalan gözler
Ne zaman çıktık yola
Ne kadarımız yürüdü beraber?
Hiçbirimiz kalmadı
Hiçimiz kalmadan önce.
Özlemek yok
Beklemek yok
Evimiz gibisi yok
Ama artık evimiz yok.
Bekle beni demek
Varolabilecek yeganeye inancı yitirdikten sonra
Engellenemeyen suların karşısına geçip
Umutsuzca akıntıya karşı yüzmek...
Hepsi bitti
Ama çaresiz:
“Bekle beni
Çünkü
Mum tekrar yanamayacak kadar erimiş olsa dahi
Yine de deneyecek
Ve deri döneceğim...”
Monday, June 16, 2008
nokta
Kaleler kurmak için gelmedim,
Ne hayalleri, ne hayatları yıkmak...
Bir gece aç uzandım yatağa,
Uyku kaçmak.
Hep fırtına yıktıktan sonra bizi
Döndü küçük ışıkları umudun geri
Ve hep gelmeyeceğini bilerek bekledik
Gelmeyeni.
Surlar örmek için gelmedim
Bir noktayım ben,
İkinci bir nokta gelirse
Belki bir çizgi...
[ mayıs 2000 – edit: haziran 2008 ]
Ne hayalleri, ne hayatları yıkmak...
Bir gece aç uzandım yatağa,
Uyku kaçmak.
Hep fırtına yıktıktan sonra bizi
Döndü küçük ışıkları umudun geri
Ve hep gelmeyeceğini bilerek bekledik
Gelmeyeni.
Surlar örmek için gelmedim
Bir noktayım ben,
İkinci bir nokta gelirse
Belki bir çizgi...
[ mayıs 2000 – edit: haziran 2008 ]
Thursday, January 24, 2008
Monday, January 7, 2008
yalnızlık katılaşınca
Bu sana ilk borcum...
Yağmurdan sonra
Ellerimdeki nemi sürdüm yüzüme
Yüzüm ellerimdeki yarıkları
Ellerim yüzümdeki çizikleri duydu yine.
Kendi kendime yankılandım
Ve
İçimdeki koca odanın boş duvarlarının en grisinde
Tek siyah çerçevede asılı kaldım.
Bu benim tek borcum...
Ne ışıkları sönen şehir
Ne karlara mahkum kuzey dağları geldi benimle.
Ancak hepsinden ziyade
Sendin en gelmeyen yine.
Zırhımı tutan deri kayışlar çürüdü
Ve silahım dediğim kör bir bıçağa dönüştü
İşte bunca bekledim seni
Ve sonunda yol anlamını yitirdi....
Bir hayat olsun istedim sana borçsuz vereceğim
Bir ılık nefes
ve kendim...
Ama sadece bir ölüm borcum kaldı bundan sonra...
İşte onca gelmedin...
[ 07 Ocak 2008 ]
Yağmurdan sonra
Ellerimdeki nemi sürdüm yüzüme
Yüzüm ellerimdeki yarıkları
Ellerim yüzümdeki çizikleri duydu yine.
Kendi kendime yankılandım
Ve
İçimdeki koca odanın boş duvarlarının en grisinde
Tek siyah çerçevede asılı kaldım.
Bu benim tek borcum...
Ne ışıkları sönen şehir
Ne karlara mahkum kuzey dağları geldi benimle.
Ancak hepsinden ziyade
Sendin en gelmeyen yine.
Zırhımı tutan deri kayışlar çürüdü
Ve silahım dediğim kör bir bıçağa dönüştü
İşte bunca bekledim seni
Ve sonunda yol anlamını yitirdi....
Bir hayat olsun istedim sana borçsuz vereceğim
Bir ılık nefes
ve kendim...
Ama sadece bir ölüm borcum kaldı bundan sonra...
İşte onca gelmedin...
[ 07 Ocak 2008 ]
Sunday, January 6, 2008
yarım kalan
Hangi rüyaydı yarım kalan?
Serin odada sol omzumda boncuklaşan ter…
Yolculuktu
Beni gece şafak sökmeden
Uykudan alan.
Kaybettim:
Gittiğim yön
Gitmek mi dönmek miydi
Artık bilmediğim…
Kaybolduğum her kuytu şehir köşesi
Seçemeden evim dediğim.
Yarım kalan
Işığı görememiş,
Sevdiğinin elini bir kez olsun tutamamış rüyalarla geçtim bu evlerden
Ve bitmeyen her rüyayla
Kadersizlikti aslında gelen…
Gönüllü sürgünü ben seçtim.
Yuvamı ben terkettim.
Kendi boğazıma çöktüm,
Nefesimi ben kestim…
Önce hayat sonsuz yalnızlığa itti beni
Sonra hayatı yalnızlığa ben terkettim.
İlmeği boynuma kendim geçirdim
Ve tam tabure devrildiği anda ipi ben kestim.
Ben gittim…
Ben hep gittim.
Ve sabaha ulaşamayan rüyalar
Kadersizliğe mi ulaştı;
Yoksa
Yarım yamalak
Kolsuz… bascaksız… umutsuz mu kaldı…
Bilmeden
Bilmediğim bir başka şehrin bir başka yatağında
Sonuna ulaşamayacak
Kadersiz bir uykuya daha eğildim…
[ 02 Ocak 2008 ]
Serin odada sol omzumda boncuklaşan ter…
Yolculuktu
Beni gece şafak sökmeden
Uykudan alan.
Kaybettim:
Gittiğim yön
Gitmek mi dönmek miydi
Artık bilmediğim…
Kaybolduğum her kuytu şehir köşesi
Seçemeden evim dediğim.
Yarım kalan
Işığı görememiş,
Sevdiğinin elini bir kez olsun tutamamış rüyalarla geçtim bu evlerden
Ve bitmeyen her rüyayla
Kadersizlikti aslında gelen…
Gönüllü sürgünü ben seçtim.
Yuvamı ben terkettim.
Kendi boğazıma çöktüm,
Nefesimi ben kestim…
Önce hayat sonsuz yalnızlığa itti beni
Sonra hayatı yalnızlığa ben terkettim.
İlmeği boynuma kendim geçirdim
Ve tam tabure devrildiği anda ipi ben kestim.
Ben gittim…
Ben hep gittim.
Ve sabaha ulaşamayan rüyalar
Kadersizliğe mi ulaştı;
Yoksa
Yarım yamalak
Kolsuz… bascaksız… umutsuz mu kaldı…
Bilmeden
Bilmediğim bir başka şehrin bir başka yatağında
Sonuna ulaşamayacak
Kadersiz bir uykuya daha eğildim…
[ 02 Ocak 2008 ]
Friday, December 14, 2007
plastik melek
Tıkabasa kendisiyle doluydu
Ve bomboştu içi!
Sabah uyanınca
Yağsız kuş sütü içer,
Eşit irilikte seçtirip
Gümüş tabağa dizdirdiği
Kuş üzümlerini yerdi…
Yüzü ince beyaz
Ve fakat ifadesiz bir renkteydi.
Öğlene kadar çoğunlukla ayna karşısında
Bu boş yüzü,
Arada da
Her geçen gün biraz daha inceltmeye çalıştığı
Bedenini seyrederdi.
Yazik ki
Narinlik elbisesi
Ona yaradılışla bahşedilmiş değil
Üzerine sonradan zorla geçirilmişti…
Aklı fikri
Söküğü asla kapanmayan bu elbisenin
Zaten tutmayan ütüsündeydi…
Aksam çökerken üzerini değiştirir,
Renk tutmayan yüzündeki
Makyajı yenilerdi.
Daha ne yapsındı,
Hayat işte bunlardan ibaretti…
Daha başka
Ne olabilirdi ki?...
[10 Aralık 2007]
Ve bomboştu içi!
Sabah uyanınca
Yağsız kuş sütü içer,
Eşit irilikte seçtirip
Gümüş tabağa dizdirdiği
Kuş üzümlerini yerdi…
Yüzü ince beyaz
Ve fakat ifadesiz bir renkteydi.
Öğlene kadar çoğunlukla ayna karşısında
Bu boş yüzü,
Arada da
Her geçen gün biraz daha inceltmeye çalıştığı
Bedenini seyrederdi.
Yazik ki
Narinlik elbisesi
Ona yaradılışla bahşedilmiş değil
Üzerine sonradan zorla geçirilmişti…
Aklı fikri
Söküğü asla kapanmayan bu elbisenin
Zaten tutmayan ütüsündeydi…
Aksam çökerken üzerini değiştirir,
Renk tutmayan yüzündeki
Makyajı yenilerdi.
Daha ne yapsındı,
Hayat işte bunlardan ibaretti…
Daha başka
Ne olabilirdi ki?...
[10 Aralık 2007]
Thursday, November 22, 2007
acıyutan
Bir zamanlar,
Bir hayatı varken
Ve umutları
Küçük bir telaş duyardı…
Güneş alçalıp
Yeryüzünün ardında kaybolmaya hazırlandığında.
Çökmekte olan akşam,
Hüzün ve korku getirirdi.
Belki
Onyedi yaşındaydı.
Uyumaktan korkardı o zamanlar,
Her gece uykusunun hiç bilinmedik bir yerinde
Onu zamandan ve mekandan
Ateşe artılmış mum gibi eriterek alan
Ve gönüllü günah çınarının altına savuran
Bilinmez çığlıktan korkardı.
En son o günleri
Ne zaman hatırlamıştı?
Aynaya baktı…
Ve orada kendi içine düşen,
Hüznün eskittiği
Donuk iki göz vardı.
Uzandı…
…
Çığlık her gece olduğu gibi yine
Ciğerlerini sökerek
Ve kazık kazık kalbine girerek patladı.
Ve işte yine oradaydı:
Yamacın başı,
Yamacın başından akan derenin kenarı,
Derenin kenarındaki ağacın altı…
Ve hep olduğu gibi
Bağlılık sözcükleri ağzından dökülmeye başladı:
“
Gün öldükten çok sonra
Yamacın başında toplanırız.
Ve kanarız...
Hüzün, elem, keder,
Yalnızlık:
Hiç tadılmamışından…
Yanıbaşımızdan gecenin ayazına akan derenin yüzünde parçalanır ay
Ve biz kanadıkça bulanır sular.
Her gece rüyalar sararken insanları
Ve beden beden sarılırken insanlar birbirine
Gecenin soğuk kucağına çıkarırız üzerimizdekileri
Ve çıplak bedenimizin kızıl kesikleri
Düşer derenin üzerine,
Ay ışığının yansıması
Kanar bizimle.
Oysa ki
Ne günahlarımız daha büyüktür diğerlerininkinden
Ne suçumuz adidir diğerlerininki gibi
Yine kendi seçimizimizdir
Tüm günahların diyetini ödememizin sebebi…
“
…
Doğruldu,
Çakıllar kesti yine ayaklarını
Ve titredi bedeni yine,
Kasları çekildi
Gitgide alçalan soğuğun ellerinde.
Parmak uçlarına baktı önce
Sonra sol göğsüdeki kesiğe.
Derin bir nefes aldı
Ve incelerek aktı
Her bir kesikten süzülen kan
Derisinin üzerinde.
Yine zamanı gelmişti
Diğerlerinin en büyük günahlari için,
En büyük acıyı ödemeye.
Sağ elini kaldırıp usulca
Dokundu sol göğsündeki kesiğe,
İşaret parmağını hafifçe bastırıp
İteledi içeriye.
Eli önce ılıklaştı kayganlıkla
Kesik büyüdükçe.
Daha fazla güç
Ve daha fazla acı gerektiriyordu hedefe ulaşmak
Her geçen gün
Karanlık büyüdükçe…
Orta parmağı
Ve yüzük
Ve serçe
İşaret parmağını içeriye giden yolda izledikçe
Büyüdü kalbi yine…
Ve avcundaydi işte.
Sıkıca kavradı
Ve derin bir nefes aldı yine
Son hareket
Çabuk ve kusursuz olmalıydı….
Ve asıldı
Denizleri ve tüm ormanları
Yeryüzünden sökercesine.
Bedeni yığılmadan
Az önce
Son bir hareketle
Savurdu yüreğini
Hiçlikten gelip
En derin karanlığa akan
Issız,
Yönsüz,
Acıyutan dereye.
Ve ödedi
İnsanoğlunun o günkü günahlarını,
Savruldu ve düştü,
Sonbaharın son yaprağı gibi geriye.
…
Ertesi sabah geldiginde
Yeryüzüne düşen aydınlık
Ve uyanmak
Sadece geceyi
Ve bir sonraki ödeşmeyi getirecek
Kara haber olabilirdi ancak;
Ama o bekledi yine de.
Gece çöktüğünde,
Aynaya baktı yine…
Ve hüznün eskittiği donuk gözler
Hiçbir şeyi umursamadı yazık...
“Çıglık…” dedi sessizce
Ve usulca
Uzandı bildik geleceksizligine…
[22 Kasım 2007]
Bir hayatı varken
Ve umutları
Küçük bir telaş duyardı…
Güneş alçalıp
Yeryüzünün ardında kaybolmaya hazırlandığında.
Çökmekte olan akşam,
Hüzün ve korku getirirdi.
Belki
Onyedi yaşındaydı.
Uyumaktan korkardı o zamanlar,
Her gece uykusunun hiç bilinmedik bir yerinde
Onu zamandan ve mekandan
Ateşe artılmış mum gibi eriterek alan
Ve gönüllü günah çınarının altına savuran
Bilinmez çığlıktan korkardı.
En son o günleri
Ne zaman hatırlamıştı?
Aynaya baktı…
Ve orada kendi içine düşen,
Hüznün eskittiği
Donuk iki göz vardı.
Uzandı…
…
Çığlık her gece olduğu gibi yine
Ciğerlerini sökerek
Ve kazık kazık kalbine girerek patladı.
Ve işte yine oradaydı:
Yamacın başı,
Yamacın başından akan derenin kenarı,
Derenin kenarındaki ağacın altı…
Ve hep olduğu gibi
Bağlılık sözcükleri ağzından dökülmeye başladı:
“
Gün öldükten çok sonra
Yamacın başında toplanırız.
Ve kanarız...
Hüzün, elem, keder,
Yalnızlık:
Hiç tadılmamışından…
Yanıbaşımızdan gecenin ayazına akan derenin yüzünde parçalanır ay
Ve biz kanadıkça bulanır sular.
Her gece rüyalar sararken insanları
Ve beden beden sarılırken insanlar birbirine
Gecenin soğuk kucağına çıkarırız üzerimizdekileri
Ve çıplak bedenimizin kızıl kesikleri
Düşer derenin üzerine,
Ay ışığının yansıması
Kanar bizimle.
Oysa ki
Ne günahlarımız daha büyüktür diğerlerininkinden
Ne suçumuz adidir diğerlerininki gibi
Yine kendi seçimizimizdir
Tüm günahların diyetini ödememizin sebebi…
“
…
Doğruldu,
Çakıllar kesti yine ayaklarını
Ve titredi bedeni yine,
Kasları çekildi
Gitgide alçalan soğuğun ellerinde.
Parmak uçlarına baktı önce
Sonra sol göğsüdeki kesiğe.
Derin bir nefes aldı
Ve incelerek aktı
Her bir kesikten süzülen kan
Derisinin üzerinde.
Yine zamanı gelmişti
Diğerlerinin en büyük günahlari için,
En büyük acıyı ödemeye.
Sağ elini kaldırıp usulca
Dokundu sol göğsündeki kesiğe,
İşaret parmağını hafifçe bastırıp
İteledi içeriye.
Eli önce ılıklaştı kayganlıkla
Kesik büyüdükçe.
Daha fazla güç
Ve daha fazla acı gerektiriyordu hedefe ulaşmak
Her geçen gün
Karanlık büyüdükçe…
Orta parmağı
Ve yüzük
Ve serçe
İşaret parmağını içeriye giden yolda izledikçe
Büyüdü kalbi yine…
Ve avcundaydi işte.
Sıkıca kavradı
Ve derin bir nefes aldı yine
Son hareket
Çabuk ve kusursuz olmalıydı….
Ve asıldı
Denizleri ve tüm ormanları
Yeryüzünden sökercesine.
Bedeni yığılmadan
Az önce
Son bir hareketle
Savurdu yüreğini
Hiçlikten gelip
En derin karanlığa akan
Issız,
Yönsüz,
Acıyutan dereye.
Ve ödedi
İnsanoğlunun o günkü günahlarını,
Savruldu ve düştü,
Sonbaharın son yaprağı gibi geriye.
…
Ertesi sabah geldiginde
Yeryüzüne düşen aydınlık
Ve uyanmak
Sadece geceyi
Ve bir sonraki ödeşmeyi getirecek
Kara haber olabilirdi ancak;
Ama o bekledi yine de.
Gece çöktüğünde,
Aynaya baktı yine…
Ve hüznün eskittiği donuk gözler
Hiçbir şeyi umursamadı yazık...
“Çıglık…” dedi sessizce
Ve usulca
Uzandı bildik geleceksizligine…
[22 Kasım 2007]
Monday, November 12, 2007
okyanuslar, köprüler...
Okyanuslar...
Köprüler...
Soğuk hiç ummadığı bir anda yakalar insanı.
Nemli havanın rüzgarı
Deler bedenlerimizi.
Sık ormanlar
Dik yamaçlardan agaç agaç iner kıyıya
Dalgalrın vurdugu yer
Kelliktir oysa.
Saniyeler bölünür onlara
Saliseler olur
Saliseler bölünür binlere
Ve derimiz yaşlanır,
Ve etimiz
Ve biz yaşlanırız.
Yaşam bazen
Sert ve kuru bir lokmayı yutmak gibidir:
Bir sonraki nefes için
Gözlerden birer damla yaş gelir,
Ama topraga damlayan her yaş
Ormana bir yaprak daha verir.
Okyanuslar böyle büyür işte...
Yudum yudum biz içtikce hayatı
Ve ağaçlar büyüdükçe daha yeşile.
Ya köprüler...
Ne kadar uzun olabilir...
Agaçlar arasından ve okyanuslar üzerinden uzayan?
Bizim gibi...
Biz yaptıkça...
Bizim kadar...
[13 Kasım 2007], özlemle...
Köprüler...
Soğuk hiç ummadığı bir anda yakalar insanı.
Nemli havanın rüzgarı
Deler bedenlerimizi.
Sık ormanlar
Dik yamaçlardan agaç agaç iner kıyıya
Dalgalrın vurdugu yer
Kelliktir oysa.
Saniyeler bölünür onlara
Saliseler olur
Saliseler bölünür binlere
Ve derimiz yaşlanır,
Ve etimiz
Ve biz yaşlanırız.
Yaşam bazen
Sert ve kuru bir lokmayı yutmak gibidir:
Bir sonraki nefes için
Gözlerden birer damla yaş gelir,
Ama topraga damlayan her yaş
Ormana bir yaprak daha verir.
Okyanuslar böyle büyür işte...
Yudum yudum biz içtikce hayatı
Ve ağaçlar büyüdükçe daha yeşile.
Ya köprüler...
Ne kadar uzun olabilir...
Agaçlar arasından ve okyanuslar üzerinden uzayan?
Bizim gibi...
Biz yaptıkça...
Bizim kadar...
[13 Kasım 2007], özlemle...
Friday, October 26, 2007
bir papatyayı sevmek
Bir papatyayı sevmek
Su altında nefes almaya calışmak gibidir...
Papatyanın ne sarı göbeği
Ne beyaz tacı duyumsar sevginizi...
Koca okyanusun duyumsamaması gibi boğulan bedeninizi...
Bir papatyayı sevmek
Kendi içine kanamasıdır insanın.
Ve bilmez papatya
Usunuzda yoğunlaşıp
Yalnız gecelerede içe damla damla akan sızıyı.
Ve bir papatyayı sevdikçe yalnızlaşır insan, yazık...
Parmak uçlarında toplanan özlem
Yapraklara akacağına
Yansır papatyanın ışıltılı yüzünden.
Anlaşılamayan özlem...
Katılaştırır ve dondurur insanın parmaklarını.
Bir papatyayı sevmek
En büyük umudu öldürmektir hayata dair.
Çünkü yeniden inanmak gibidir
İnanılıp kaybedilmiş tüm değerlere...
Bir papatyayı sevmek
Tam gidecekken
Tam gidecekken hem de...
Mecburen-
Hayatı beklemektir.
[26 ekim 2007]
Su altında nefes almaya calışmak gibidir...
Papatyanın ne sarı göbeği
Ne beyaz tacı duyumsar sevginizi...
Koca okyanusun duyumsamaması gibi boğulan bedeninizi...
Bir papatyayı sevmek
Kendi içine kanamasıdır insanın.
Ve bilmez papatya
Usunuzda yoğunlaşıp
Yalnız gecelerede içe damla damla akan sızıyı.
Ve bir papatyayı sevdikçe yalnızlaşır insan, yazık...
Parmak uçlarında toplanan özlem
Yapraklara akacağına
Yansır papatyanın ışıltılı yüzünden.
Anlaşılamayan özlem...
Katılaştırır ve dondurur insanın parmaklarını.
Bir papatyayı sevmek
En büyük umudu öldürmektir hayata dair.
Çünkü yeniden inanmak gibidir
İnanılıp kaybedilmiş tüm değerlere...
Bir papatyayı sevmek
Tam gidecekken
Tam gidecekken hem de...
Mecburen-
Hayatı beklemektir.
[26 ekim 2007]
Monday, October 15, 2007
verandadaki kan
Karanlıkla varoluruz
Ve kanımızdan doğarız biz.
En koyususundan kırmızıyla,
Biliriz yoktur eşimiz.
Biz
Dünyada varolmuş ve varolacak tüm insan ırkından
Sadece on tanesiyiz.
Ve bugün benim günüm
Bu çağ benim çağim
Ve şu anki ‘tek’...
O,
Benim.
Yeryüzündeki yolları adımlayanlar arasında
Yekim.
Tırpan tırnaklar
Ve miller ötesini gören gözlerim...
On kahramandan
On katledici ve kurucudan
Bu yüzyılınki benim.
Ellerimi keser
Kollarımı omuzlarımdan koparır
Dünyayı dişlerim ve ciğerlerimden bir nefesle
Yendiden yaratırım.
Bu...
‘ben’im
Hiç umulmadık bir sabah,
Kapıyı açar
Ve herşeyi bırakıp arkada
Verandadan bakıp derin yeşilliğe;
Usum tertemiz
Yüreğim ellerimde:
On taneden her biri gibi
Hayata ölerek başladığım için
Kaybedecek bir şeyim olmadiğini bilirim...
Ve sadece
Kuzeye giderim...
[15 ekim 2007]
Ve kanımızdan doğarız biz.
En koyususundan kırmızıyla,
Biliriz yoktur eşimiz.
Biz
Dünyada varolmuş ve varolacak tüm insan ırkından
Sadece on tanesiyiz.
Ve bugün benim günüm
Bu çağ benim çağim
Ve şu anki ‘tek’...
O,
Benim.
Yeryüzündeki yolları adımlayanlar arasında
Yekim.
Tırpan tırnaklar
Ve miller ötesini gören gözlerim...
On kahramandan
On katledici ve kurucudan
Bu yüzyılınki benim.
Ellerimi keser
Kollarımı omuzlarımdan koparır
Dünyayı dişlerim ve ciğerlerimden bir nefesle
Yendiden yaratırım.
Bu...
‘ben’im
Hiç umulmadık bir sabah,
Kapıyı açar
Ve herşeyi bırakıp arkada
Verandadan bakıp derin yeşilliğe;
Usum tertemiz
Yüreğim ellerimde:
On taneden her biri gibi
Hayata ölerek başladığım için
Kaybedecek bir şeyim olmadiğini bilirim...
Ve sadece
Kuzeye giderim...
[15 ekim 2007]
Sunday, October 7, 2007
yeryüzü
katmanlarından geçip göğün
bir yamacın kıyısında kurumakta olan agaçla
gözgöze geldim.
ve durdum,
asılı kaldım havada.
baktım,
aşağıda
bir dere ağaca hayat veremeyen
ve yazık
ne dere
ne agaç
yamaçta koşturanları ilgilendiren...
'ben' dedim,
'katmanlarından geçtim göğün!'
'işte o yüzden
benim adım ben...',
ve koşturanlar
dinlemediler,
'biz diğerleriyiz' dediler,
birbirimiz gibi koşan,
birbirimiz gibi olan
ve
'diğerleri' olan
ama hep aynı kalan...
'bizce
dere, agac...
hepsi siradan...'
katmanlarından geçtim göğün
ve kalbim yağmur bulutlarında eridi
ve dağıldı kanım pıhtı pıhtı günbatımında...
asla ayaklarımı basamayacağım bir yamaç gördüm
ve bir kuru agaç yanında,
altına asla uzanamayacağım
ve bir dere
asla suyunda yüzüme bakamayacağım...
katmanlarından geçtim göğün
ve asla dokunmadı ayaklarım yeryüzüne
ve asla karışamadım diğerlerine
toprağa inemeyen
ya da asla dereye karışamayacak olan
bir yağmurun
bulutundaki damla adayıydım ben
ve yağamadım.
ben hiç yaşamadım.
ben hiç olmadım.
kimsenin bilmedikleriyle boğuşurken
bilinen bin denklemin her birinin
bir bilinmeyeni olarak kaldım.
katmanlarından geçtim göğün
ve yaşama dair her gün
bir us daha aradım
diğerlerinden ziyade
kalabalıktan uzak,
ve bize dair,
bizim göğümüzde,
içiçe...
[7 Kasim 2007]
bir yamacın kıyısında kurumakta olan agaçla
gözgöze geldim.
ve durdum,
asılı kaldım havada.
baktım,
aşağıda
bir dere ağaca hayat veremeyen
ve yazık
ne dere
ne agaç
yamaçta koşturanları ilgilendiren...
'ben' dedim,
'katmanlarından geçtim göğün!'
'işte o yüzden
benim adım ben...',
ve koşturanlar
dinlemediler,
'biz diğerleriyiz' dediler,
birbirimiz gibi koşan,
birbirimiz gibi olan
ve
'diğerleri' olan
ama hep aynı kalan...
'bizce
dere, agac...
hepsi siradan...'
katmanlarından geçtim göğün
ve kalbim yağmur bulutlarında eridi
ve dağıldı kanım pıhtı pıhtı günbatımında...
asla ayaklarımı basamayacağım bir yamaç gördüm
ve bir kuru agaç yanında,
altına asla uzanamayacağım
ve bir dere
asla suyunda yüzüme bakamayacağım...
katmanlarından geçtim göğün
ve asla dokunmadı ayaklarım yeryüzüne
ve asla karışamadım diğerlerine
toprağa inemeyen
ya da asla dereye karışamayacak olan
bir yağmurun
bulutundaki damla adayıydım ben
ve yağamadım.
ben hiç yaşamadım.
ben hiç olmadım.
kimsenin bilmedikleriyle boğuşurken
bilinen bin denklemin her birinin
bir bilinmeyeni olarak kaldım.
katmanlarından geçtim göğün
ve yaşama dair her gün
bir us daha aradım
diğerlerinden ziyade
kalabalıktan uzak,
ve bize dair,
bizim göğümüzde,
içiçe...
[7 Kasim 2007]
Thursday, October 4, 2007
zamanı yenmek
nice dört günler
ve binleri katlayan kilometreler...
her seferinde sana koştu bu yürek...
sorular,
ve titreyip zayıflayan huzurla,
yolun sonunu kestiremeden,
nefesini tutarak,
sana akti bu akıl...
yakıldı,
itildi,
burkuldu,
küstürüldü,
ama bırakmadı...
bir yol fırtınaya karşı yürünen,
bir umut bildikleri reddeden...
zamandı inançları doğuran
ve
tüm inançlari yıkanları bize getiren
yine zamandı...
yıkımkarın
kuramların
ve umutların
anlamsızlıkla dost olduğu zamandı geldiğin an.
ve o andan sonra
yine bir okyanustu araya giren.
bile bile yanacağını,
bile bile kanayacağını,
boşluga akacağını,
bilerek
yanacağımı,kanayacağımı,
ve
boşluga akacağımı...
ayrı düşerken aldım seni yanıma
ve buldum tüm cevapları
yazarın sorularına:
ne gerçek sevginin sebebi vardır,
ne gerçek mutluluğu bulmaktır
hayatin amaci.
ben, sen ve bizdir
bundan sonra gelecek olan...
sevgili...
[4 Kasım 2007]
ve binleri katlayan kilometreler...
her seferinde sana koştu bu yürek...
sorular,
ve titreyip zayıflayan huzurla,
yolun sonunu kestiremeden,
nefesini tutarak,
sana akti bu akıl...
yakıldı,
itildi,
burkuldu,
küstürüldü,
ama bırakmadı...
bir yol fırtınaya karşı yürünen,
bir umut bildikleri reddeden...
zamandı inançları doğuran
ve
tüm inançlari yıkanları bize getiren
yine zamandı...
yıkımkarın
kuramların
ve umutların
anlamsızlıkla dost olduğu zamandı geldiğin an.
ve o andan sonra
yine bir okyanustu araya giren.
bile bile yanacağını,
bile bile kanayacağını,
boşluga akacağını,
bilerek
yanacağımı,kanayacağımı,
ve
boşluga akacağımı...
ayrı düşerken aldım seni yanıma
ve buldum tüm cevapları
yazarın sorularına:
ne gerçek sevginin sebebi vardır,
ne gerçek mutluluğu bulmaktır
hayatin amaci.
ben, sen ve bizdir
bundan sonra gelecek olan...
sevgili...
[4 Kasım 2007]
Monday, September 24, 2007
gittim
gittim.
bir kuru yaprak
bir kuru dal kaldıysa ardımda,
yansın hepsi küle.
bu gece, bir gece daha
kaybettim.
Bazen anlatılamaz anlatılmak için yanıyor içte,
bir alev hayat veriyor,
…ve alıyor hayatimi.
kaybolduk,
bir hayalin ardında
aşılmaz bir okyanusu aştık
ve yittik.
bir yüz görelim derken biniyle karşılaştık,
ama aradığımız tek bir yüzü bulamadık.
…gittik.
ne de temiz bir dünyaydı doğduğumuz,
ne temizdi eller,
ne temizdi yüzler,
ne bakirdi topraklar…
inandık ve
bir bakış aradık içimize bakan,
bir bakış geçti bedenimizden onlarcasından akan…
…kaybettik.
basit bir denklemdi bizimkisi:
anlaşılamayacağımız bir dünyaya doğduk
ve anlaşılamadık, yalnız kaldık…
[13 aralık 2004]
bir kuru yaprak
bir kuru dal kaldıysa ardımda,
yansın hepsi küle.
bu gece, bir gece daha
kaybettim.
Bazen anlatılamaz anlatılmak için yanıyor içte,
bir alev hayat veriyor,
…ve alıyor hayatimi.
kaybolduk,
bir hayalin ardında
aşılmaz bir okyanusu aştık
ve yittik.
bir yüz görelim derken biniyle karşılaştık,
ama aradığımız tek bir yüzü bulamadık.
…gittik.
ne de temiz bir dünyaydı doğduğumuz,
ne temizdi eller,
ne temizdi yüzler,
ne bakirdi topraklar…
inandık ve
bir bakış aradık içimize bakan,
bir bakış geçti bedenimizden onlarcasından akan…
…kaybettik.
basit bir denklemdi bizimkisi:
anlaşılamayacağımız bir dünyaya doğduk
ve anlaşılamadık, yalnız kaldık…
[13 aralık 2004]
Thursday, August 23, 2007
siyah sen
Siyah saçlarına dokundum:
Yoktun…
Geceler nasıl geçti
Günler nasıl yaşandı umdunla:
Yoktun…
Kayboldum…
En yıkılmaz
En soguk zirveli dağ
Ve en yüceydim;
Silindim.
Bir ömürde
Bin yalnızlığın sessizliğinin çukuru
Ve bir türlü gelemeyen gelecek…
Her şeyden çok istemek bir şeyi:
Kimsenin anlayamayacağı,
Kimsenin dokunamayacağı,
Kimsenin hissedemeyeceği:
Bir dağın çöküsü…
Bir yıldızın sönüşü…
Anlatılmaz bir yalnızlık…
Yetsin…
Yalnızlık:
Sen hiç gitmedin
Onulmaz bir yara böbrekte
Alınamayan nefes ciğerlerimde…
Görülemeden
Duyulamadan
Dokunulamadan
Unutuldum…
Gelme.
Bir ses olmayacaksan sessizliğe
Ve dorukta bir kar tanesi
Ve karı delen kardelen -ki o sensin-
Ve “kimsenin olmadığı yerdeki sen” olmak istemiyorsan…
Zaten…
Gelme.
Bir akşam
Ve bir gece…
Ne dönülecek bir nehir kenarı
Ne tepede yana yatmış yalnız ağac.
Ben onun kenarında
Ve onun altındayım.
Ve siyah saçların
Bir dokunuşa özlem değilse…
…
İnsanoğlunun her bir bireyi yitip tükendiğinde
Dimdik ve yıkılmaz duran
Yine benim!
Herşey
Varoluş sebenini parmak uçlarından kaçırdığında
Varolan…
Yine benim!
Bir yıkılmazın yamacına ne kadar yakın…
Bir yılmazın nefesine ne kadar tanıdık…
Ve umuda ne kadar denksin?
Ellerim
Saçlarının siyahinda…
Ve sacların…
Sensin…
[ my dying bride : she is the dark… sekizinci yılında dinlerken yazıldı… ]
[ 24 ağustos 2007 ]
Yoktun…
Geceler nasıl geçti
Günler nasıl yaşandı umdunla:
Yoktun…
Kayboldum…
En yıkılmaz
En soguk zirveli dağ
Ve en yüceydim;
Silindim.
Bir ömürde
Bin yalnızlığın sessizliğinin çukuru
Ve bir türlü gelemeyen gelecek…
Her şeyden çok istemek bir şeyi:
Kimsenin anlayamayacağı,
Kimsenin dokunamayacağı,
Kimsenin hissedemeyeceği:
Bir dağın çöküsü…
Bir yıldızın sönüşü…
Anlatılmaz bir yalnızlık…
Yetsin…
Yalnızlık:
Sen hiç gitmedin
Onulmaz bir yara böbrekte
Alınamayan nefes ciğerlerimde…
Görülemeden
Duyulamadan
Dokunulamadan
Unutuldum…
Gelme.
Bir ses olmayacaksan sessizliğe
Ve dorukta bir kar tanesi
Ve karı delen kardelen -ki o sensin-
Ve “kimsenin olmadığı yerdeki sen” olmak istemiyorsan…
Zaten…
Gelme.
Bir akşam
Ve bir gece…
Ne dönülecek bir nehir kenarı
Ne tepede yana yatmış yalnız ağac.
Ben onun kenarında
Ve onun altındayım.
Ve siyah saçların
Bir dokunuşa özlem değilse…
…
İnsanoğlunun her bir bireyi yitip tükendiğinde
Dimdik ve yıkılmaz duran
Yine benim!
Herşey
Varoluş sebenini parmak uçlarından kaçırdığında
Varolan…
Yine benim!
Bir yıkılmazın yamacına ne kadar yakın…
Bir yılmazın nefesine ne kadar tanıdık…
Ve umuda ne kadar denksin?
Ellerim
Saçlarının siyahinda…
Ve sacların…
Sensin…
[ my dying bride : she is the dark… sekizinci yılında dinlerken yazıldı… ]
[ 24 ağustos 2007 ]
Sunday, August 19, 2007
bir haberi beklemek
Beklemek,
Bir gece,
Beyaz bir güvercin,
Bacağına sarılmış,
Ucu yırtık bir kağıda
Sevgiyle yazılmış bir haber getirecek diye…
Dışarıda onca ses varken
Bir ıssızlıkta
Gece bekçisiyle tanışmak
Yalnız bir sahilin geceyarısında
Yarısı yıkılmış kumdan bir kale görmek
Ve dokunmamak,
Dokunamamak…
O gece
Yıkamamak
Ve yapamamak
Ne çıkarmak hayattan,
Ne ekleyebilmek hayata,
Kumdan kaleyi onaramamak…
…
Bir ömür geçti geçecek,
Dalgalar kaç kere vurdu sahile,
Kaç kere umutla çıkıldı yolculuklara?
Bir ses,
Bir gülümseyiş
Ve ucu yanmış kibritleri biriktirmek bir kutuda…
Hayatı umduğumuz kadar
Umabilseydi hayat bizi,
Kum taneleri bizi umursasa ve sorsaydı:
Biz şu anın ve şimdinin üzerinde, buradayız
Ve yokuz yarın,
Ya senin ayakların,
Neden bu kadar tanıdık,
Ve neden bu kadar ağır adımların?
Ve sen bir adamken
Nereden
Ve neden üzerimize çöktü
Onca adamlık ağırlığın?
Herşeyin bıraktığı ve bırakıldığı gibi
Dalgalar götürecek bizi
Ve sen
Buradan ayrılmış,
Yola çıkmış olacaksın…
Bir beyaz güvercin konsaydi oysa sahile
Dalgalar dursaydi
Ve hepimiz sonsuza kadar kalsaydık
Sessiz ve başbaşa
Taneler ayaklarında,
Umudun
Beyaz güvercinin bacağına dolanan
Islak kağıtta…
[ 15 ağustos 2007 ]
Bir gece,
Beyaz bir güvercin,
Bacağına sarılmış,
Ucu yırtık bir kağıda
Sevgiyle yazılmış bir haber getirecek diye…
Dışarıda onca ses varken
Bir ıssızlıkta
Gece bekçisiyle tanışmak
Yalnız bir sahilin geceyarısında
Yarısı yıkılmış kumdan bir kale görmek
Ve dokunmamak,
Dokunamamak…
O gece
Yıkamamak
Ve yapamamak
Ne çıkarmak hayattan,
Ne ekleyebilmek hayata,
Kumdan kaleyi onaramamak…
…
Bir ömür geçti geçecek,
Dalgalar kaç kere vurdu sahile,
Kaç kere umutla çıkıldı yolculuklara?
Bir ses,
Bir gülümseyiş
Ve ucu yanmış kibritleri biriktirmek bir kutuda…
Hayatı umduğumuz kadar
Umabilseydi hayat bizi,
Kum taneleri bizi umursasa ve sorsaydı:
Biz şu anın ve şimdinin üzerinde, buradayız
Ve yokuz yarın,
Ya senin ayakların,
Neden bu kadar tanıdık,
Ve neden bu kadar ağır adımların?
Ve sen bir adamken
Nereden
Ve neden üzerimize çöktü
Onca adamlık ağırlığın?
Herşeyin bıraktığı ve bırakıldığı gibi
Dalgalar götürecek bizi
Ve sen
Buradan ayrılmış,
Yola çıkmış olacaksın…
Bir beyaz güvercin konsaydi oysa sahile
Dalgalar dursaydi
Ve hepimiz sonsuza kadar kalsaydık
Sessiz ve başbaşa
Taneler ayaklarında,
Umudun
Beyaz güvercinin bacağına dolanan
Islak kağıtta…
[ 15 ağustos 2007 ]
Sunday, August 12, 2007
uykunun kucağında
Tam o anda vardın,
Soluğumun uyku olup
Bedenimin boşlukta salındığı anda…
Ve yeniden odanın
Donmuş zifiriliğine boşalan ciğerlerim…
Hayatı usumun kabullenemediği bir boşlukta yaşadım;
Ve bilincin uyku,
Uykunun uyaniş olduğu anda
Oradaydım…
Ve benimle oradaydı
Hükmedilen ve hükmedilemeyecek herşey.
Ve yüreğim kustu:
Varsam
Varsın.
Olmaslısın.
Yüzümü yırtarak geçtim karanlıktan,
Kısa öykücükler kurdu kısacık destanımı,
Uzadı ve daraldı yollar:
Dar bir patikaydı uykuya giden yol,
Gidiş yönünde atılan bir adım:
Ve o adım birden geri çekildiğinde,
Tam o anda,
Sanki…
Ve belirsiz de olsa,
Vardın işte…
[ subat 2003 - edit: agustos 2007 ]
Soluğumun uyku olup
Bedenimin boşlukta salındığı anda…
Ve yeniden odanın
Donmuş zifiriliğine boşalan ciğerlerim…
Hayatı usumun kabullenemediği bir boşlukta yaşadım;
Ve bilincin uyku,
Uykunun uyaniş olduğu anda
Oradaydım…
Ve benimle oradaydı
Hükmedilen ve hükmedilemeyecek herşey.
Ve yüreğim kustu:
Varsam
Varsın.
Olmaslısın.
Yüzümü yırtarak geçtim karanlıktan,
Kısa öykücükler kurdu kısacık destanımı,
Uzadı ve daraldı yollar:
Dar bir patikaydı uykuya giden yol,
Gidiş yönünde atılan bir adım:
Ve o adım birden geri çekildiğinde,
Tam o anda,
Sanki…
Ve belirsiz de olsa,
Vardın işte…
[ subat 2003 - edit: agustos 2007 ]
varyok
kül...
bir rüzgar esti
ve savruldum sonsuza
sonra bir meltem
ve bir bora ardından,
fırtına…
bir zaman o tepenin başındaydım,
savruldum,
dağıldım paramparça
eksiksiz bir varlıktım
evreni kaplayan,
tüm dağılmış parçalarıyla…
küçük zerrecikler
…yoktum aslinda
[ eylül 2002 - edit: ağustos 2007 ]
bir rüzgar esti
ve savruldum sonsuza
sonra bir meltem
ve bir bora ardından,
fırtına…
bir zaman o tepenin başındaydım,
savruldum,
dağıldım paramparça
eksiksiz bir varlıktım
evreni kaplayan,
tüm dağılmış parçalarıyla…
küçük zerrecikler
…yoktum aslinda
[ eylül 2002 - edit: ağustos 2007 ]
adına dokunamadığım
Bir gece söndü ışıklar,
Sonra son nefesini verdi masamdaki mum.
Hepsi bitti sandım…
Bir aksam bir haber yolladın.
Sesin ‘zaman’ dedi,
Anladim.
Hayat var mı hala?
Ben var mıyım?
Hayatı asırlara yaydım,
Asırlar beni yaşasın…
On asır bekledim belki,
Yine beklerim.
Ve
Beklemedigim daha gelemeden
Belki bir gün çeker giderim.
Olsun,
Bu
Kabul ettiğim ‘ben’im...
Kıymık kıymık kıyalım,
Satır satır yaralım,
En dibine bakalım.
Sönecekse ışıklar
Ve biz göreceksek hala
Bu yolla görelim.
Gerisi bos,
Gerisi tatsız
Gideceksek
Beraber gidelim…
[ ağustos 2007 ]
Sonra son nefesini verdi masamdaki mum.
Hepsi bitti sandım…
Bir aksam bir haber yolladın.
Sesin ‘zaman’ dedi,
Anladim.
Hayat var mı hala?
Ben var mıyım?
Hayatı asırlara yaydım,
Asırlar beni yaşasın…
On asır bekledim belki,
Yine beklerim.
Ve
Beklemedigim daha gelemeden
Belki bir gün çeker giderim.
Olsun,
Bu
Kabul ettiğim ‘ben’im...
Kıymık kıymık kıyalım,
Satır satır yaralım,
En dibine bakalım.
Sönecekse ışıklar
Ve biz göreceksek hala
Bu yolla görelim.
Gerisi bos,
Gerisi tatsız
Gideceksek
Beraber gidelim…
[ ağustos 2007 ]
sıcak, yalnızlık ve yorgunluk
Aylar önceki gibi
Pantolonumla uzanıyorum yatağa.
Uykuyla uyanıklık arasında
Derin boşlukta,
Aylar önceki gibi
Rahatsız bir uykuya dalsam diyorum,
Terleten, bunaltan ama kaçılamayan, saran…
Pantolonumla uzanıyorum yatağa.
Pijamalarım yanibasimda…
[ kasım 1999 - edit: agustos 2007 ]
Pantolonumla uzanıyorum yatağa.
Uykuyla uyanıklık arasında
Derin boşlukta,
Aylar önceki gibi
Rahatsız bir uykuya dalsam diyorum,
Terleten, bunaltan ama kaçılamayan, saran…
Pantolonumla uzanıyorum yatağa.
Pijamalarım yanibasimda…
[ kasım 1999 - edit: agustos 2007 ]
Tuesday, August 7, 2007
özletme kendini
özletme kendini.
bir akşam,
köprüler,
soğuk akan su penceremde.
geçmiş küçük çırpıntılarına dalgaların,
kaybolup gitmekte.
ne kadar bitsek ve gitsek de
belki hala anlatabiriz,
bir iki kelimeyle.
belki hala dönebiliriz
asla dönülmeyeceklere.
bir bahar günü
kar yağarsa
ve hala mümkünse sessizlik,
yalnızlık ve umut
yağmurlu bir günde
bulutların ardında
kaybolan güneşi
ufukta kaybolurken görür gibi hayal ederek.
yazdık ve bitti,
yaşanacak ve bitecek,
ama bir gün gülecek
birçok şey daha olmalı.
umutla...
[nisan 2007]
bir akşam,
köprüler,
soğuk akan su penceremde.
geçmiş küçük çırpıntılarına dalgaların,
kaybolup gitmekte.
ne kadar bitsek ve gitsek de
belki hala anlatabiriz,
bir iki kelimeyle.
belki hala dönebiliriz
asla dönülmeyeceklere.
bir bahar günü
kar yağarsa
ve hala mümkünse sessizlik,
yalnızlık ve umut
yağmurlu bir günde
bulutların ardında
kaybolan güneşi
ufukta kaybolurken görür gibi hayal ederek.
yazdık ve bitti,
yaşanacak ve bitecek,
ama bir gün gülecek
birçok şey daha olmalı.
umutla...
[nisan 2007]
ben bitmeden
Biz bitmeden bitsin hayat…
Yalnızlık,
Bir asır üstünde oturduğum…
Ve…
Yalnızlıgın bulutlanmış zirvesinden kaçan insanlık,
Korkuyla ve güvensiz birbirine sarılan…
Sarıldıkça kaybolan…
Neden bekleyemezsiniz soğuk tepenin zirvesinde?
Neden inançlar hücrelerden önce ölür hep?
Neden hayatlar tutunamazlar?
Neden, neden ve neden
Bekleyemez insan?
Ben bitmeden bitsin hayatım…
Hayatlar gerçekse
Ben varolmayayayım,
Yalnızlık zehirse
İçinde boğulayım.
Beklemek olsun beni donduran,
Ve bendekiler bitmeden
Ve ben bitmeden,
Bitsin bu hayat…
[ağustos 2007]
Yalnızlık,
Bir asır üstünde oturduğum…
Ve…
Yalnızlıgın bulutlanmış zirvesinden kaçan insanlık,
Korkuyla ve güvensiz birbirine sarılan…
Sarıldıkça kaybolan…
Neden bekleyemezsiniz soğuk tepenin zirvesinde?
Neden inançlar hücrelerden önce ölür hep?
Neden hayatlar tutunamazlar?
Neden, neden ve neden
Bekleyemez insan?
Ben bitmeden bitsin hayatım…
Hayatlar gerçekse
Ben varolmayayayım,
Yalnızlık zehirse
İçinde boğulayım.
Beklemek olsun beni donduran,
Ve bendekiler bitmeden
Ve ben bitmeden,
Bitsin bu hayat…
[ağustos 2007]
Saturday, July 28, 2007
salıncak
Salıncak,
Ahşabın çürümüş,
Demirin paslanmış terlemekten,
Yıllar boyu
Ben mi seni salladim,
Sen mi beni?
Sallandık mı doyasıya,
Umursamadan hayatı?
Ve şimdi otursam,
Kırılır mı tahtan,
Kopar mı zincirin?
Ben çocuktum, sen yepyeni,
Zaman niye böyle çabuk eskidi?
[mayis 2000]
Ahşabın çürümüş,
Demirin paslanmış terlemekten,
Yıllar boyu
Ben mi seni salladim,
Sen mi beni?
Sallandık mı doyasıya,
Umursamadan hayatı?
Ve şimdi otursam,
Kırılır mı tahtan,
Kopar mı zincirin?
Ben çocuktum, sen yepyeni,
Zaman niye böyle çabuk eskidi?
[mayis 2000]
adimiz yok
tekrar ozleyebilir miyim?
her sey bir dugum olmaya calismis,
gecen on yilmis...
kaybolani tutabilir
hatirlayabilir,
topragin catlaklarina tutunabilir miyim?
bir fidanin golgesinde gecip giden,
biz yaslansak da buyumeyen...
gitmeliyim,
adini unuttugum,
durmayi unuttugum gibi,
bir susmali,
sonra gitmeliyim.
once ucu kirildi kalemin,
sonra kagidin kosesi yirtildi,
sonra cumleler sustu.
geri gelmeliyim.
adimiz yok,
ama olmayan varolabilir hala ve yine de,
kucuk bir soruyla:
tekrar ozleyebilir miyim?..
[temmuz 2007]
her sey bir dugum olmaya calismis,
gecen on yilmis...
kaybolani tutabilir
hatirlayabilir,
topragin catlaklarina tutunabilir miyim?
bir fidanin golgesinde gecip giden,
biz yaslansak da buyumeyen...
gitmeliyim,
adini unuttugum,
durmayi unuttugum gibi,
bir susmali,
sonra gitmeliyim.
once ucu kirildi kalemin,
sonra kagidin kosesi yirtildi,
sonra cumleler sustu.
geri gelmeliyim.
adimiz yok,
ama olmayan varolabilir hala ve yine de,
kucuk bir soruyla:
tekrar ozleyebilir miyim?..
[temmuz 2007]
Monday, June 25, 2007
şimdinin açısı
Şimdi.
Merdivenin ortasına geldiğimde,
Kırılmıştı tüm basamaklar.
Sadece üzerinde durduğum
Dar, ahşap dünyam sağlamdı.
Artık hep sağ ve sol vardı.
Ne yukarısı,
Ne aşağısı.
Baş aşağı sallanıp
Bu açıdan baktım dünyaya.
Aşağıya tırmanabilir
Ya da salıverebilirdim
Kendimi yukarıya.
Sonra.
[ocak 2002]
Merdivenin ortasına geldiğimde,
Kırılmıştı tüm basamaklar.
Sadece üzerinde durduğum
Dar, ahşap dünyam sağlamdı.
Artık hep sağ ve sol vardı.
Ne yukarısı,
Ne aşağısı.
Baş aşağı sallanıp
Bu açıdan baktım dünyaya.
Aşağıya tırmanabilir
Ya da salıverebilirdim
Kendimi yukarıya.
Sonra.
[ocak 2002]
Friday, June 22, 2007
donemec
Dönemecin başındayım,
Midem duvara asılı:
Hangimiz daha yokuz karanlıkta?
Hüzün karaymış
diyeymiş
yazmışmış
birisiymiş,
Basbakır ay, gece doğuyor,
Yarım ay basbakır.
Yanıldım belki:
Yalnızmış
hüzünmüş
sarıymış
diyenmiş
adammış
Ve yalnızım evimi düşünsem de
Odamın duvarında bir resim düşlesem de.
Fotoğrafı
yakılamamış
olmamış sevgiliymiş.
Beklemek yoktu zaten
Bir köşe başında olsam da
Kan damlayınca tavana
Boş,
Issız,
Korkunç ev.
[mayis 2001]
Midem duvara asılı:
Hangimiz daha yokuz karanlıkta?
Hüzün karaymış
diyeymiş
yazmışmış
birisiymiş,
Basbakır ay, gece doğuyor,
Yarım ay basbakır.
Yanıldım belki:
Yalnızmış
hüzünmüş
sarıymış
diyenmiş
adammış
Ve yalnızım evimi düşünsem de
Odamın duvarında bir resim düşlesem de.
Fotoğrafı
yakılamamış
olmamış sevgiliymiş.
Beklemek yoktu zaten
Bir köşe başında olsam da
Kan damlayınca tavana
Boş,
Issız,
Korkunç ev.
[mayis 2001]
Subscribe to:
Posts (Atom)