Bir zamanlar,
Bir hayatı varken
Ve umutları
Küçük bir telaş duyardı…
Güneş alçalıp
Yeryüzünün ardında kaybolmaya hazırlandığında.
Çökmekte olan akşam,
Hüzün ve korku getirirdi.
Belki
Onyedi yaşındaydı.
Uyumaktan korkardı o zamanlar,
Her gece uykusunun hiç bilinmedik bir yerinde
Onu zamandan ve mekandan
Ateşe artılmış mum gibi eriterek alan
Ve gönüllü günah çınarının altına savuran
Bilinmez çığlıktan korkardı.
En son o günleri
Ne zaman hatırlamıştı?
Aynaya baktı…
Ve orada kendi içine düşen,
Hüznün eskittiği
Donuk iki göz vardı.
Uzandı…
…
Çığlık her gece olduğu gibi yine
Ciğerlerini sökerek
Ve kazık kazık kalbine girerek patladı.
Ve işte yine oradaydı:
Yamacın başı,
Yamacın başından akan derenin kenarı,
Derenin kenarındaki ağacın altı…
Ve hep olduğu gibi
Bağlılık sözcükleri ağzından dökülmeye başladı:
“
Gün öldükten çok sonra
Yamacın başında toplanırız.
Ve kanarız...
Hüzün, elem, keder,
Yalnızlık:
Hiç tadılmamışından…
Yanıbaşımızdan gecenin ayazına akan derenin yüzünde parçalanır ay
Ve biz kanadıkça bulanır sular.
Her gece rüyalar sararken insanları
Ve beden beden sarılırken insanlar birbirine
Gecenin soğuk kucağına çıkarırız üzerimizdekileri
Ve çıplak bedenimizin kızıl kesikleri
Düşer derenin üzerine,
Ay ışığının yansıması
Kanar bizimle.
Oysa ki
Ne günahlarımız daha büyüktür diğerlerininkinden
Ne suçumuz adidir diğerlerininki gibi
Yine kendi seçimizimizdir
Tüm günahların diyetini ödememizin sebebi…
“
…
Doğruldu,
Çakıllar kesti yine ayaklarını
Ve titredi bedeni yine,
Kasları çekildi
Gitgide alçalan soğuğun ellerinde.
Parmak uçlarına baktı önce
Sonra sol göğsüdeki kesiğe.
Derin bir nefes aldı
Ve incelerek aktı
Her bir kesikten süzülen kan
Derisinin üzerinde.
Yine zamanı gelmişti
Diğerlerinin en büyük günahlari için,
En büyük acıyı ödemeye.
Sağ elini kaldırıp usulca
Dokundu sol göğsündeki kesiğe,
İşaret parmağını hafifçe bastırıp
İteledi içeriye.
Eli önce ılıklaştı kayganlıkla
Kesik büyüdükçe.
Daha fazla güç
Ve daha fazla acı gerektiriyordu hedefe ulaşmak
Her geçen gün
Karanlık büyüdükçe…
Orta parmağı
Ve yüzük
Ve serçe
İşaret parmağını içeriye giden yolda izledikçe
Büyüdü kalbi yine…
Ve avcundaydi işte.
Sıkıca kavradı
Ve derin bir nefes aldı yine
Son hareket
Çabuk ve kusursuz olmalıydı….
Ve asıldı
Denizleri ve tüm ormanları
Yeryüzünden sökercesine.
Bedeni yığılmadan
Az önce
Son bir hareketle
Savurdu yüreğini
Hiçlikten gelip
En derin karanlığa akan
Issız,
Yönsüz,
Acıyutan dereye.
Ve ödedi
İnsanoğlunun o günkü günahlarını,
Savruldu ve düştü,
Sonbaharın son yaprağı gibi geriye.
…
Ertesi sabah geldiginde
Yeryüzüne düşen aydınlık
Ve uyanmak
Sadece geceyi
Ve bir sonraki ödeşmeyi getirecek
Kara haber olabilirdi ancak;
Ama o bekledi yine de.
Gece çöktüğünde,
Aynaya baktı yine…
Ve hüznün eskittiği donuk gözler
Hiçbir şeyi umursamadı yazık...
“Çıglık…” dedi sessizce
Ve usulca
Uzandı bildik geleceksizligine…
[22 Kasım 2007]
Thursday, November 22, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment