katmanlarından geçip göğün
bir yamacın kıyısında kurumakta olan agaçla
gözgöze geldim.
ve durdum,
asılı kaldım havada.
baktım,
aşağıda
bir dere ağaca hayat veremeyen
ve yazık
ne dere
ne agaç
yamaçta koşturanları ilgilendiren...
'ben' dedim,
'katmanlarından geçtim göğün!'
'işte o yüzden
benim adım ben...',
ve koşturanlar
dinlemediler,
'biz diğerleriyiz' dediler,
birbirimiz gibi koşan,
birbirimiz gibi olan
ve
'diğerleri' olan
ama hep aynı kalan...
'bizce
dere, agac...
hepsi siradan...'
katmanlarından geçtim göğün
ve kalbim yağmur bulutlarında eridi
ve dağıldı kanım pıhtı pıhtı günbatımında...
asla ayaklarımı basamayacağım bir yamaç gördüm
ve bir kuru agaç yanında,
altına asla uzanamayacağım
ve bir dere
asla suyunda yüzüme bakamayacağım...
katmanlarından geçtim göğün
ve asla dokunmadı ayaklarım yeryüzüne
ve asla karışamadım diğerlerine
toprağa inemeyen
ya da asla dereye karışamayacak olan
bir yağmurun
bulutundaki damla adayıydım ben
ve yağamadım.
ben hiç yaşamadım.
ben hiç olmadım.
kimsenin bilmedikleriyle boğuşurken
bilinen bin denklemin her birinin
bir bilinmeyeni olarak kaldım.
katmanlarından geçtim göğün
ve yaşama dair her gün
bir us daha aradım
diğerlerinden ziyade
kalabalıktan uzak,
ve bize dair,
bizim göğümüzde,
içiçe...
[7 Kasim 2007]
Sunday, October 7, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment