Tuesday, September 9, 2008

yunus: hepizin unuttuğu tüm umutlar adına...

Güneşin ancak iyice eğildiğinde girebildiği
Penceresi avuç içi,
Duvarı moloz taştan yosun tutmuş,
Sessiz, ılık bir kuytu için
Terketti Yunus insanlığı.
“Artık” değil,
“Hep” bilirdi
Dışarıda duyulacak
Pek bişeyin olmadığını...

Kendi içine bakardı Yunus.
Suyun altındaki bulanık noktadan
Suyun yüzeyinin ötesindekini görmeye çalışırdı.
Işık hüzmesi
Sakin suların usulca ilerleyen kıvrımlarında
Yedi rengin
Yedi tonuna kırılırdı...

Yunus yalnızdı.
Sıkı sıkı sarardı
Hem kendine bahşedilmiş,
Hem kendisince kabullenilmiş
Duru, ak yalnızlığı.

Bilirdi
“Gerçek sevgi” denilen
İnsanlar yaşayıp tatsın diye değil,
Bilhasssa;
Sadece şanslı şanssız birkaçı
Usunda büyütüp
Ruhuyla bağlansın diye yaratılmış,
Tenlerine asitle yakılarak kazınmış
Derin, kanlı kesikti.
...

Ve akşam oldu...
Yunus döndü,
Devindi,
Demlendi,
İnledi...
Karanlık yine ağır,
Yine bilek büken,
Yine omuz inciten cinsinden geldi.
Sakin bir nefes aldı Yunus;
Boşuna olduğunu bilse de:
Direndi:

‘Ey zamanını doldurdugum,
Vadesini uzattığım,
Yeşili kahverengiye bulanmış,
Göğünün mavisi soluk yeşile çalmış hayatım...
Ben dişim ve tırnağımla,
Açık seçik seni kazandım.
Sense yüzümü kanatıp
Beni yıldırmaya çalıştın.

Kara bir burnun açığından
Bakıyorum şimdi sana.
Ve biliyorum,
Bir zıpkın saplanacak
Çok yakında bağrıma.

Güneşin eğilerek doğduğu,
Yosun kokan taştan kuytu
Hala aklımda ama.
Usumda.
Belleğimin ardına düşen
O karanlık duvarın
Yığma taşla örülmüş
Gövdesinin altında.’
...


Çok geçmeden
Gün doğdu bir daha.
Ne yeni bir umut
Ne bir zıpkın Yunus’un kalbinde,
Bağrında...

Usul bir nefesle
Daldı Yunus suya.
Ve baktı
Suyun yüzünün ardına.

Yıllarca orada olan,
Yıllarca orada olmuş,
Ve yıllarca değişmeyecek
Küçük mutlak gerçeği
Yedi renge ayrılmış
Ve biraz daha bulanmış da olsa
Gördü orada:

Unutulmuş tüm umutlar adına...

[ eylül 2008 ]

No comments: